MÜBADELENİN 88.YILDÖNÜMÜ ANILDI
Lozan Mübadilleri Vakfı öncülüğünde bir araya gelen Mübadil Kuruluşları, Tuzla, Samsun, Mudanya ve Kuşadası İskelelerinde denize çiçek atarak savaşlarda ve göç yollarında ölenleri anarak çekilen acıların bir daha yaşanmamasını diledi...
MÜBADELENİN 88.YILDÖNÜMÜ ANILDI
Yükleyen tuzlagazetesi. - Dünyadan haber videoları
Samsun Mübadele Derneğinin il özel idaresi ile ortaklaşa gerçekleştireceği Alaçam Mübadele Müzesi projesine Kültür Bakanlığında onay çıktığı öğrenildi.
Kültür Bakanı Ertuğrul GÜNAY'ın imzaladığı onay ile kuruluşu onaylanan Alaçam Mübadele Müzesi,
- Çatalca'dan sonra hizmete girecek ikinci mübadele müzesi,
- Kültür Bakanlığı envanterine kayıtlı ilk mübadele müzesi
olarak tarihe geçti.
ORTAK BASIN AÇIKLAMASI
Bu gün, 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan nüfus mübadelesi sözleşmesinin 88. yıl dönümündür. .
1912-1922 yılları arasında Balkanlar’da, Ege Adaları’nda ve Anadolu’da yüz binlerce insan savaşlar nedeniyle hayatını kaybetmiş, yüz binlerce insan doğdukları toprakları terk etmeye mecbur bırakılmıştır. Göçe zorlanan bu insanların büyük çoğunluğu göç yollarında çete baskınlarından, hastalıktan ve açlıktan yaşamını yitirmiştir.
Yüzyıllar boyu yaşadıkları toprakları zorunlu göçle terk etmek zorunda kalan mübadillerin çocukları ve torunları olan bizler, mübadelenin yarattığı sosyal ve kültürel travmanın izlerini bugün bile tam olarak silebilmiş değiliz.
Öte yandan, biz mübadiller Türkiye ve Yunanistan halkları arasında çok uzun yıllara dayanan talihsiz ön yargıların giderek kırılmakta olduğunu memnuniyetle görüyoruz. Geçen sene dile getirdiğimiz "ata topraklarına giderken vize istenmemesi" talebimiz, tam olarak giderilmese de Yunanistan’ın yeşil pasaportlara vizeyi kaldırmasını memnuniyetle karşılıyor, normal pasaportlara da vizenin kısa sürede ve tamamen kaldırılmasını AB, Türkiye ve Yunanistan makamlarından talep ediyoruz.
Ayrıca, Rum Ortodoks mübadillerin Sümela Manastırında ayin yapmalarına izin verilmesini ve Selanik Belediye Başkanı Yiannis Boutaris’in, Türkler için bir anıt dikilmesi ve Müslümanların ibadetine bir mekan tahsis edilmesi yönündeki girişimlerini de alkışlıyoruz.
Her iki tarafın da atalarının yaşadıkları topraklarda, atalarının ruhu için inandıkları gibi dua edebilmeleri, özgür biçimde kendi inançları doğrultusunda ibadet edebilmeleri insanca bir taleptir. Yakın gelecekte Türk-Müslüman mübadillerin de Selanik'te ve diğer ata topraklarında tıpkı Rum Ortodoks mübadillerin Sümela'da yapabildikleri gibi ibadet edebilmelerinin de mümkün olacağını görmeyi bekliyoruz.
Her iki ülke yöneticilerinden Türkiye ve Yunanistan halkları arasında her alanda gelişen dostluk ve işbirliği ortamının gelişmesi yolunda çaba göstermelerini, duygularımızı incitecek beyanlardan kaçınmalarını, aramıza duvarlar inşa etmemelerini rica ediyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, göç yollarında kaybettiğimiz tüm büyüklerimizin ve vefat eden birinci kuşak mübadillerin aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyor, hayatta kalan son birinci kuşak mübadillere sağlıklı, uzun ömür diliyoruz.
Çekilen acılar bir daha yaşanmasın diyoruz..
Türkiye Mübadiller Platformuna üye kuruluşlar
Mübadele yıllarında gemiyle Türkiye'ye gelen kafilenin içindeki annenin dramı bugün bile yürekleri dağlıyor...
Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan mübadelede yaşanan insanlık trajedisinin aradan onca yıl geçmesine rağmen tazeliğini koruduğunu söyledi....
TRT Haber kanalında gündeme ilişkin konuları ekrana getiren Elif Akkuş'un sunduğu Merkez Haber'e konuk olan Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç, Çatalca'da açılan Mübadele Müzesi'ne ilginin yoğun olduğunu anlattı.
Aradan bunca zaman geçmesine rağmen mübadele hatıralarının belleklerden silinmediğini söyleyen Güvenç, son derece insanlık trajidelerinin yaşandığını belirtti
Güvenç Mübadele Müzesi'ne olan yoğun ilgi hakkında şöyle konuştu:
Evet biz bu kadar ummuyorduk açıkçası… Bir de İstanbul merkezde değil Çatalca gibi kenar bir kasabada olmasına rağmen. Büyük bir özlem var tabii, 80-90 yıllık bir özlem bu. Hatta diyebiliriz ki, 10 yıllık 200 yıllık bir özlem bu. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 50’si göç kökenlidir. Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği topraklardan gelen insanların torunları yaşıyor bu ülkede. Fakat şimdiye kadar maalesef göç temalı bir müze Türkiye’de oluşmamış. Bu nedenle olsa gerek sadece mübadiller açısından değil; bütün göç kökenli insanlar tarafından Mübadele Müzesi ilgiyle karşılandı. İlk açıldığı günden bu yana yoğun bir ziyaretçi akınına şahit oldu.
ANNESİ ÖLEN ÇOCUĞUNA NİNNİLER SÖYLEMİŞ!
Güvenç, Elif Akkuş'un "Özellikle o gemi maketi (tarihi Gülcemal vapurunu kastediyor) gelişi önemli galiba değil mi? Çünkü onun da bir hikayesi var" sorusunu yanıtlarken bir de ilginç örnek verdi:
Gemi mübadillerin belleklerinde çok derin izler bıraktı. Burada ilk defa denizle tanışan insanlar vardı. Makedonya’nın dağlık bölgesinde oturan insanları düşünün, gemi nedir –onların tabiriyle vapur nedir- bilmiyorlar ve ilk defa gemiye biniyorlar. Tabii o günkü teknolojik şartlarda çok konforlu gemiler değil bunlar. Yük şileplerinden bozma belirli tadilatlarla mübadilleri taşımasına görevlendirilmiş gemiler bunlar. Dolayısıyla gemi yolculuğu çok meşakkatli olmuş, çok çileler çekilmiş. İnsanlar güvertelerde, açık alanlarda yolculuk etmek zorunda kalmış ve hastalıklardan çok insan yaşamını yitirmiş. Şöyle dramatik olay var, gemide vefat eden insanlar denize veriliyor; yani denize atılıyor. Bu türden acı olaylar var. Hatta anlatılan bir olay daha var. Bazı mübadiller ölülerini saklamışlar. Tanıklıklar var bu konuda. Bir kadının çocuğu ölmüş ama o çocuğu sanki ölmemiş gibi ona ninniler söylemiş.
Kaynak : http://www.internethaber.com/olen-cocuga-ninni-soyleyen-anne--320581h.htm
Gelibolu Lozan Mubadilleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi değerli dostumuz ve kardeşimiz Cengiz Candan'ı (Gelibolu İlçe Tarım Müdürü) kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içerisindeyiz. Gelibolu Lozan Mübadilleri Derneği olarak kardeşimize Allah'tan rahmet sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Işık içinde yatsın.
Gelibolu Lozan Mubadilleri Derneği.
Türkiye’nin İlk Ve Tek Mübadele Müzesi Çatalca’da Açıldı...
Ben umut ediyor ve ilçe halkına güveniyorum ki tüm bu çalışmalar ve planlananlar kısa bir süre içerisinde Çatalca’mızda hayat bulacak, istediğimiz ve arzu ettiğimiz sonuçlara ulaşılacaktır.
Saygıdeğer konuklarımız.
İşimiz müzenin açılması ile bitmiyor. Tarihi bir miras olan Kaleiçi mahallemizde ve ilçemizde restorasyon çalışmaları yaparak Çatalca’mızı tarihi bir kent kimliğine kavuşturmaya çalışacağız. Yapacağımız çalışmalar sizler için, genç kuşaklar için ülkelerin barışı ve kardeşliği için yapılacaktır. İlçemizde yakaladığımız bu sinerji ile kültür zenginliklerini ortaya çıkarmamız, gelecek güzel günlerinde habercisi olacaktır. Turizmi hareketlendirecek ve kültürel mirasımız olan evleri ve yapıları devletimizin, Avrupa Kültür Ajansının, sivil toplum kuruluşlarının ve halkımızın desteği ile restore edeceğiz.
Müzemiz de İstanbul’un en şirin ilçelerinden bir tanesi olan Çatalca’mızın tarihini değiştirecek bir dönüm noktasıdır. Gelecek güzel günlerin habercisi umutlu günlerin katarı, bu gün açacağımız müzedir. Bu katarın peşinde ilerleyecek olan projelerimiz ile Çatalca köklü geçmişini de kullanarak İstanbul’un ve Türkiye’nin önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri halini alacaktır.
Kamuoyunda artık Çatalca konuşuluyor. İnsanlarımız Çatalca’yı merak etmeye başladı. Hep beraber esen bu olumlu rüzgâra göre yönümüzü belirliyoruz. Geleceği parlak, yaşanabilir bir Çatalca’yı yaratıyoruz. Bu yolda, bu yolculukta iyi ki varsınız, iyi ki bizimlesiniz.
Yapılan konuşmaların ardından Çatalca Belediyesi Folklor Ekibi tarafından Ege Yöresi halk oyunları sergilendi. Beğeni toplayan minik gösteri sonrası Çatalca Mübadele Müzesinin kurdelesi kesildi. Ardından Çatalca Belediye Başkanı Cem Kara ve Fener Rum Patriği I. Bartholomeos, davetlilerle birlikte müzeyi gezdiler. Açılış sonrası Çatalca Belediye Başkanı Cem Kara, Fener Rum Patriği I. Bartholomeos ve davetliler Kaleiçi Mahallesi Kültür Evi’nde hazırlanan kokteyle katıldılar.
http://www.catalca.bel.tr/haberler/yazdir.asp?ID=430
Atatürk çağırdı, geldik beyav
Proje Koordinatörü Atilla Karaelmas’ın paylaştığı anı akıllara kazınacak gibi görünüyor: “Dedelerimiz ‘Nasıl geldiniz’ sorusuna çektikleri acılara rağmen tek cümleyle yanıt veriyor: Atatürk çağırdı, geldik be yav!”
Kökleri, Yunanistan Kavala Naipli Köyü’ne dayanan Sadrettin Soylu, artık misafir olarak gittiği Naipli Köyü muhtarı Yuvakim’in öyküsünü şöyle anlatıyor: “Naipli’nin muhtarı Yuvakim Esirbeyoğlu, Yozgat Akdağmadeni ilçesinin Urum Kavağı Köyü’nden. Annesi Rum, babası Ermeni. Adı Ermenice, soyadı Türkçe; Osmanlı-Rus Savaşı’nda esir düşen dedesinden geliyor. Bir ziyaretimizde yanımdaki arkadaşım ona ‘Mübadillik nasıl oluyor?’ diye sordu. Yuvakim başladı anlatmaya: ‘Memlekette (Yozgat) bize ‘Urum’ derlerdi. Geldik buraya; bize ‘Türk tohumu’ dediler. Ekonomik şartlar, hayat çok zordu. Babam, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’ya gitmeye karar verdi. Almanya’ya yerleştik. Bize orada da ‘Türk’ dediler, çünkü Türkçe konuşuyoruz. Yıllar sonra tekrar Yunanistan’a geldik, şimdi ‘Almancı’ diyorlar. İşte mübadillik bu...”
Soylu, aynı kaderi paylaşan yaklaşık iki milyon aile olduğunu hatırlatıyor: “Gemilere bindirilip gönderilmişler. Buradan oraya bir milyon 200 bin civarında aile gitmiş. Oradan da buraya 650 bin aile gelmiş. Gemi Tuzla’ya yanaştığında bir kısmı iniyor, Kalafaki’ye (şimdiki Mahmutbey) yerleşiyor. Bir kısmı devam ediyor; Samsun, Bafra, Çarşamba’ya geçiyor. Akrabalarımın çoğunu tanımıyorum. Soyadlarımız farklı. Rastlantıyla buluşursak ne ala!”
BABAANNEM GERİ DÖNECEĞİ GÜNÜ BEKLEYEREK ÖLDÜ
10 yıllık geçmişi olan Lozan Mübadilleri Vakfı’nın İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti desteğiyle kurduğu Türkiye’nin ilk mübadele müzesi için Çatalca’dayız. Asırlık mübadele eşyaları henüz müzedeki yerini almamış ama 20 Aralık’ta açılış yapılacağı için çalışmalar son hız devam ediyor. Müzenin mimarı Sadrettin Soylu ile birlikte bize müzeyi gezdiren proje koordinatörü ve Vakıf Başkan Yardımcısı Atilla Karaelmas, bir 90 yıl öncesine gidiyor, bir bugüne dönüyor:
“Mübadelede şöyle bir kıstas var; İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri haricinde, Türk topraklarında yaşayan Rum Ortodokslar ile Yunanistan’daki Müslüman ahali yer değiştirecek. Bunların bir kısmı yaşadıkları yeri terk etmemek için hızlı bir şekilde din değiştirmiş. Yunanistan’daki Türkler Ortodoks olurken, Türkiye’deki Ortodokslar Müslümanlığı seçmiş. Orada evlenmiş, karısı ya da kocası Rum, aile bölünecek, ne yapsın? Benim ailemden de din değiştirip kalanlar olmuş. Gelenler de tekrar dönmek üzere gelmişler. Grebeneli babaannem tekrar döneceği günü bekleyerek öldü.”
Sadrettin Soylu geri dönme beklentisinin birinci kuşağın hemen hemen hepsinde olduğunu belirterek ekliyor: “Düşünsenize 100 yaşına gelmiş, hala Türkçe bilmiyor. Öğrenmemiş, o bir direnç. Mübadeleden sonra ana dilleri Türkçe olmayanlar çok büyük sıkıntı yaşamışlar. Ama burada da büyük bir dönüşüm var. İmparatorluktan Cumhuriyete geçiliyor, uluslaşma dönemi başlıyor. Babam tam bir Cumhuriyetçiydi. Atatürk’e toz kondurmazdı. O yüzden mübadil olduğumuzu bilirdik ama bu konu hiç konuşulmaz, anlatılmazdı.”
MÜZE BİNASI YANNİS ADINDA BİR RUMA AİT
Buna özellikle yabancı gazetecilerin şaşırdığını söyleyen Atilla Karaelmas devreye giriyor: “Yabancı gazeteciler birinci kuşakla konuşurken, acılar, dramatik öyküler, şikayetler bekliyorlar. ‘Nasıl geldiniz’ diye soruyorlar, cevap hep aynı: ‘Atatürk çağırdı, geldik.’ Her şeyin güllük gülistanlık olmadığı kuşkusuz ama birinci kuşak bunu bu iki cümleyle özetliyor. Çünkü o dönem o kadar büyük göçler ve savaşlar yaşanmış ki; kimsenin kimseyi şikayet edecek hali yok. Gemilerdeki ağır hastaları denize atmışlar mesela. Bugün için facia diyebileceğimiz trajik öyküler, o günlerde çok sık yaşandığı için olağan hale gelmiş. Bunu söylüyorlar ama şikayet anlamında değil.”
Bu sırada müze binasının önüne geliyoruz. Atilla Karaelmas, “Bulduğum kayıtlara göre bina Yannis diye bir Rum’a aitmiş” diyor. Önce taverna olarak kullanılan bina Cumhuriyet sonrası Ziraat Bankası şubesi olarak kullanılıyor. 20 Aralık’tan itibaren de 90 yıllık bir geçmişe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
YUNANİSTAN’IN BEŞTE BİRİ TÜRKİYE’DEN GİTME
Her sene yüz binlerce Rum Patrikhane ziyareti için İstanbul’a geliyor. Gelenlerin yüzde 30’u Türkiye’den gitme ailelerin çocukları ve torunları. Çünkü Türkiye’den giden Rum sayısı 1 milyon 200 bin. Yunanistan’ın nüfusu ise o sıra 4.5 milyon. Kaba bir hesapla Yunanistan’ın beşte birini buradan gidenler oluşturuyor. İkinci-üçüncü kuşakların ilgisini de çekecek müzede Türkiye’den gidenler için de bir bölüm açacağız. Yunanistan’a yerleşen Türk uyruklu Rum Ortodoksların elindeki eserleri toplamaya girişeceğiz. Gerçi Yunanistan’da birkaç mübadele müzesi var. O müzelerle de karşılıklı sergileme yapabiliriz. Bu arada bir göç araştırma merkezi projemiz de var. Dünyada her 30-35 kişiden biri göç etmiş aile bireyi. Bu, Türkiye’de Güneydoğu’dan göçlere kadar indirgerseniz her dört kişiden biri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye en çok göçe uğramış ülkelerden olduğu halde bir göç araştırma merkezimiz yok. Mübadele meydanı ve mübadele anıtının da yer alacağı bu komplekste, araştırmalar tek taraflı olmasın diye bir de göç araştırma merkezi kurmak istiyoruz. Onun için AB ve Dünya Bankası fonlarına da başvuracağız.
MÜBADELENİN SEMBOLÜ: GÜLCEMAL GEMİSİ
Türkiye Cumhuriyeti yeni bir cumhuriyet ve 650 bin kişiyi oradan buraya taşımak ciddi problem. Taşıma için gemi kiralanıyor. Her nedense 15-20 gemiden sadece biri öne çıkıyor: Gülcemal. Adını Sultan Reşad’ın annesinin isminden alan ve Bedri Rahmi, Orhan Veli gibi şairlere ilham veren Gülcemal gemisi mübadelenin neredeyse sembolü olmuş. Bizde geminin sadece bir fotoğrafı var. Fotoğrafı sergilemek işimize gelmedi. Epey araştırdıktan sonra zengin bir denizcinin bu geminin maketini yaptırdığını öğrendik. İzmir’de yaşayan Levanten bir koleksiyoner. Türk vatandaşı. Zor koşullarda ulaştık. Vakfı ve müzeyi anlattık, maketi müzeye bağışladı. Müzede mübadele sırasında kişilerin yanında getirdiği eşyalar var. Çeyizlik eşyalar kuru nane ve lavantayla özenle korunmuş. Gelinlikten yatak örtüsüne kadar, peşkirler, danteller, kıyafetler neredeyse ilk günkü gibi. Bektaşi kültürü var ya birkaç rakı kadehi geldi. Dokuma tezgahını parçalara bölerek getirmişler. Selanik’te besteci bir ailenin el yazması nota defteri geldi. Müzik aletleri var. Çok sayıda çatal bıçak gibi mutfak eşyaları, tapu belgeleri, aile fotoğrafları hepsi sergilenecek. Türkiye’den gidenlerden de iki eşya var. Biri 1910’dan kalma bir makas, diğeri de bir başörtüsü. Onların daha çok sıkıntı ve acı yaşadıkları kuşkusuz.
Kaynak: http://www.lozanmubadilleri.com/haberdetay.asp?ID=2372
Mübadele çocukları karşı kıyıda bir aradaydı...
Bursa'dan Kastorya'ya göç ettirilen Rum mübadiller, ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşak Yunanistan mübadili Türkleri ağırladı.
babalarının, öküz arabalarıyla yola çıkıp geride bıraktığı topraklarda bu sene de merak, bol gözyaşı ve birbirine karışan Rumca-Türkçe sözcükler vardı... Yunanistan'dan göç etmiş mübadillerin 84 yıllık hasreti dört güne sığdırıldı...
BAHAR ÇUHADAR
DRAMA/GIANNITSA - Gece yarısı, İstanbul'dan hareket etmeye hazırlanan iki otobüs dolusu insan 'Selanik yolcuları!' diye seslenen Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç'in sesiyle, yerlerini alıyor. Yaş ortalaması hayli yüksek olan 70 civarında mübadil, anne-baba yadigârı toprakları görmek üzere yola koyuluyor. Selanik'i, Vodina'yı, Karaferya'yı, Yenice'yi, Serez'i, dedelerinden, anneannelerinden masal tadında dinledikleri köyleri, evleri görmek için... Çantalarında, eski zamanlarda yaşanan evleri gösteren fotoğraflar, akıllarında 'derenin arkasına, tarlanın önüne düşen' bahçe tarifleri, içlerinde müthiş bir heyecanla...
84 yıl önce, ortalığın toza dumana bürünmesinin ardından devlet adamlarının anlaşmalar imzaladıkları yıllardan kalma bir hüzün onlarınki. Sözleşme kesin: Oradakiler gelecek, buradakiler gidecek! Bir de isimleri olacak: 'mübadil!'
1923'ün ocak ayında Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan'ın 'Batı Trakya dışında yerleşik Müslüman Türkler ile İstanbul dışında yerleşik Rum Ortodokslar zorunlu göçe tabi tutulacaktır' kararını alan mübadele sözleşmesi, 2 milyona yakın insanı bir kıyıdan ötekine atmıştı. Kâğıt üstünde basit bir değiş tokuştan ibaret olan sözleşme, Yunanistan'a göç eden 1 milyon 200 bin Rum, Türkiye'ye göç eden 600 bin Türk için yepyeni yaşamlar anlamına geliyordu. Ne yaşananlar unutuldu, ne karşı kıyıda konuşulan dil, ne türküler, ne yemekler...
84 yıl sonra anne evinde...
"Siz hepisi Türksünüz?" Pazarlar ya da yeni adıyla Agora Köyü'nde, grupla karşılaşan Maria ve Sofia, karşılarında köyden göç eden mübadillerin çocukları olduğunu anlayınca, başlıyorlar anlatmaya: "Anam-babam Bursa'dan geldi. Geldiklerinde Rumca bilmiyorlarmış. Şimdi çocuklarımın hepsi Türkçe konuşabiliyor..." Israrlar üzerine, babasından öğrendiği türküye başlıyor Maria, 'Pencereden kar geliyor...' diye, sonra 'Söyledikçe babamı hatırlıyorum' diyor, susuyor...
Annesinin, 12'sindeyken ailesiyle yola çıkıp geride bıraktığı Pazarlar'a, oğlu ve yeğeniyle gelen 74 yaşındaki Feruze Sayın, annesinin tarifleri ve köylülerin rehberliğinde, köyde kalan tek tük Türk evinden biri olan evini buluyor.
"Yukarı mahallede, önünde kayrak taşları, bulgur sokusu olan iki katlı ev... İşte burası!" Feruze Hanım 'Ah annem sağ olsaydı da görseydi buraları' derken anlatmaya başlıyor: "Gelip, falanca gün gidiyorsunuz demişler. Rumlar gelmiş, altı ay birlikte yaşamışlar. Sonra az bir eşyayla öküz arabalarına binip Samsun'a doğru yola çıkmışlar."
Evin önünden küçük bir hatıra alınıyor, bir parçacık toprak...
Her mübadele öyküsü biraz daha hüzün ama bir o kadar da mutluluk yayıyor gruba... Bursa'nın Gölyazı ilçesinden gelen Rumların yerleştiği Kastorya'da, pırıl pırıl bir gölün kenarında buluyoruz kendimizi ikinci gün... Kastorya Küçük Asyalılar Derneği üyeleri kucaklayarak karşılıyor misafirlerini.
Samsun'dan göç etmiş bir ailenin kızı olan Afrodit, Veria'lı babaanne ile Edessa'lı dedenin torunu Nurdan Yazıcı'yı "Kızımsın sen benim, oğlun da torunum" diyerek çekiyor yamacına... İlk geldiklerinde kasabadakilerin anne-babalarına nasıl da yabancı davrandığını, bölgedekilerin hâlâ kızınca onlarla 'Türk' diye alay ettiklerini anlatıyor.
Gölde süzülen teknenin her köşesinde başka bir çift Rum ve Türk mübadil, geçmişi deşiyor. 60'ını, 70'ini çoktan aşmış, anne babalarından öğrendikleri Türkçeyi konuşturan Rum mübadillerin mırıldandığı türkülere eşlik ediliyor... 'Çanakkale içinde vurdular beni'yi mırıldanan 60'ı devirmiş Evdoksia Kerizoğlu'nun babası, Yunanistan'a göç ettiğinde 12 yaşındaymış: "Babamın ana-babası yolda ölmüş. Babam ölmeden bir saat önce kendi kendine Türkçe gazel okudu. 'Babam var idi babam yok, anam var idi anam yok, kardeşim var idi kardeşim yok. Kim alacak beni...' diye."
'Alın, bütün toprağı alın!'
Türkiye'den gelen grubu ağırlayan Küçük Asyalılar Derneği Başkanı Angeliki Papamantzatis, 1924'te bölgeye Bursa'nın Gölyazı (Apolyont) ilçesinden, aynı köyden 1000 Rum'un geldiğini anlatıyor: "İlk kuşak çok sıkıntı yaşamış. Sonra gidip, Apolyont'u gördük ve derneği kurduk. Kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz."
"Oy Durutlar Durutlar, gezdim sokaklarını, inkâr etme sevgilim, öptüm yanaklarını..." 94 yaşındaki Adil Turgut'un adına besteler yaptığı Durutlar (Proastio) köyündeyiz. Köy meydanının yukarısındaki evlerden birinin avlusunda, Yunanca-Türkçe birbirine karışmış, ev sahibesi Kleriki Papadapulos gelenleri kucaklıyor. Adil Turgut bu sefer yok ama kızları, torunları, hediyeleriyle avluda hazır durumdalar.
Turgut ailesinden genç, yaşlı 12 kişi, babalarının, dedelerinin yaşadığı evin avlusunda, Adil beyin küçük bir çocukken altı ay boyunca beraber yaşadığı Anadolu'dan gelen Rum ailenin kızı Kleriki'den ortak anılar dinliyor: "Bizimkilerle Adil beyin ailesi altı ay aynı evi paylaşmış. Hiç tartışma yaşamışlar. Bir gün, Türk ailenin kızlarından biri ikonanın önündeki kandili söndürmüş. İki ailenin büyükleri onu azarlamış, âdet olduğunu anlatmışlar, bir daha yapmamış. Düşünün, yaşanan en olumsuz anı bu."
Ve ayrılık vakti. Adil beyin torunları, evlerinin bahçesinden, bir avuç toprak almak için iznini alıyor, Kleriki'nin. "Alın! Bütün toprağı alın, evi de alın..." diye sesleniyor ev sahibi, 'Yine gelin, hep gelin' diyerek uğurluyor Turgut ailesini.
'Kültür mirası korunacak'
"Bütün göç öyküleri hüzünlüdür. İnsan köklerinden, sevdiği topraklardan, komşularından kopmak istemez. Babaannem bize hep Karacaova'yı, dedemin kendisi binmek için yetiştirdiği tayına binemeden bir gece yarısı gelen Yunan askerleri tarafından alınıp götürülmesini anlatırdı. Babaannem, dedem sevdalı oldukları toprakları bir daha hiç göremedi." Sözlerin sahibi Hakkı Yazıcı'nın, dedesinin atlarının koşturduğu Edessa'ya (Vodina) ikinci ziyareti. Mübadeleden önce, Balkan Savaşı sırasında çetelerden kaçarak İstanbul'a ardından da Manisa'ya yerleşen babaanne ve dedenin Edessa öyküleri kuşaktan kuşağa yayılmış. Edessa'nın bereketli topraklarında akan şelalelerin karşısında, şimdi 10 kişi olarak gelen aile, geçmişi anıyor...
Yenice (Giannitsa) ziyaretinin ev sahipliği belediye başkanına düşüyor: "Bazı şeylerin zor görünse de pratikte kolay olduğunu görüyoruz. Bu etkinlikler için açık zihniyetli, geriye değil, geleceğe bakan insanlar olmalı. Yenice, Türkler için de bizler için de çok önemli. Kültür mirasını koruyacağız. Yenice, Bursa'nın Nilüfer ilçesiyle kardeş şehir olacak." Bu müjdeye karşılık bir söz de Lozan Mübadilleri Vakfı Başkanı Ümit İşler ve Genel Sekreteri Sefer Güvenç'ten geliyor:
"Geçen yıl bize restorasyonun başlayacağını söylediler, bu sene gördük ki çalışmalar başlamış. Biz de Türkiye'de kiliselerin, manastırların restorasyonu için çalışacağız. Mübadeleden kalan mirası yaşatmak için, her iki hükümeti harekete geçireceğiz. 80 yıldır hükümetler uyudu ama biz uyandık. Kültür mirasımızı ayağa kaldıracağız."
Gece yarısı sınırı bu sefer ters yönden geçerken, 'sınırların anlamsızlığını' sorgulayan ifadeler var, yüzlerde. Akıllarında, Butkova'lı köylülerin Adana'ya, Kastorya'lıların Bursa'ya, Işıklarlıların Fulacık'a gönderdiği selam...
Lozan Mübadilleri Vakfı'na 212 2456155 No'lu telefondan ve lozanmubadilleri@ttnet.net.tr adresinden ulaşılabilir.
Yenice'nin 'sahibi' geri döndü!
Gezinin son günü, Giannitsa'nın, eski adı ile Yenice-i Vardar'ın 'asıl sahipleri' ile gezmek gibi bir lükse sahip oluyor grubumuz. Şaka değil, geziye oğlu ve eşiyle katılan emekli deniz subayı Ersin Evranos, Yenice'yi fetheden, şehri kuran Gazi Evranos'un büyük torunu. Şehirde Gazi Evranos'un izine her yerde rastlamak mümkün. Gruptan arada 'Kenti geri almaya geldik' esprileri yükseliyor.
Kalabalığa kenti tanıtan Yenice Belediye Başkanı, Osmanlı döneminden kalan, Gazi Evranos'un yaptırdığı eserlerin restore edildiğini anlatıyor. Yenice'deki Küçük Asyalılar Derneği Başkanı Eleni Mavrokefalidis ve belediye başkanı eşliğinde gezilen türbe Gazi Evranos'a ait. 1370 ile 1380 arasında şehri kuran Evranos'un kemikleri de türbede bulunmuş. Kemikler, DNA analizinin ardından türbede sergilenecek. Kentte Osmanlı döneminden kalma bir saat kulesi, hamam, İskender Camisi isimli bir camii ve bir Ahmet Evranos türbesi var.
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225019
Birinci kuşak Kayalar mübadillerinden Adil Turgut vefat etti. 1912 yılında Kayalar'ın Durutlar köyünde doğan Turgut 'un cenazesi bugün (2 Aralık 2010 Perşembe) ikindi namazından sonra Karagümrük'teki Canfeda Hatun Camii'nden kaldırılarak Edirnekapı Şehitliği'nde toprağa verilecek. Turgut ailesiyle tüm mübadillere baş sağlığı dileriz. Allah rahmet eylesin.
Yönetim Kurulları.
Durutlar , bu köy Gezimize tren ile katılıp “rant a car” vasıtası ile bizi izleyen Durgutlu Ailesinin köyü. Durgutlu ailesinin reisi Adil Amca 95 yaşında, doğduğu köyü ziyaret etmek için burada, arabadan iner inmez kapıldığı heyecan yüzünden okunuyor.
Durutlar’da ki kahvehanenin pencerelerinde ki afişlerden anlıyoruz ki burasının mübadilleri pontus kökenli, camlara kin ve nefret saçan afişler yapıştırılmış, biraz nasıl bir tepki alacağımızı bilmemenin kaygısı içinde selam verip yaklaşıyoruz. Daha ilk konuşmalarda anlıyoruz ki Selanik’te serpilen düşmanlık tohumları köylerde yeşerememiş ve yerini dostluk rüzgarlarına bırakmış.
İlk karşılaştığımız köylüye neden geldiğimizi anlatıp yardım istiyoruz. 80 yıl önceki evi nasıl bulayım gibi bir yaklaşım içerisinde iken Adil Amca yaklaşık bir yıl evlerini paylaştığı Pontus’lu komşusunun adını ve soyadını söyleyince kendimizi evin önünde buluyoruz.
Bahçelerinde bir anda onlarca kişiyi gören ev sahipleri gelenlerin bir de eski mülk sahibi olduğunu öğrenince şaşkınlıkları iyice artıyor. İlk şaşkınlığını atlatır atlatmaz ev sahibesi bizi evine davet ediyor, biz Adil Amca hasret gidersin diye bahçede beklerken ev sahibesinin o nazik sesini bir kez daha duyuyoruz. “-Olmaz hepiniz geleceksiniz.” Biranda evin verandasını ellerinde kola ve biralarla doluşan mübadiller dolduruyor.
Adil Amca ilk önce arkadaşını sorduğunda “uyudu” denmişti üzülmesin diye ancak üsteleyince öldüğünü öğreniyor. Susuyor Adil Amca.
Sessizliği Rum ev sahibesi bozuyor “benim annemler bir yıl beraber yaşamış” diyor. Evi paylaşmışlar ve zaman zaman sabahlara kadar süren sohbetler yapmışlar. Çok iyi anlaşmışlar, “ bir kere küçük bir çocuk kandili söndürdüğü için Türkleri uyarmışlar oda son olmuş bir daha yaşanmamış en ufak bir şey” diye anlatırken ev sahibi, Adil Amca’dan öğreniyoruz olayın kahramanının kim olduğunu “-Ablam yaptı” diyor ve susuyor. Herkes duygulanıyor, sanki babam ve oğlum filminden çıkmış gibi nemli gözlerini herkes birbirinden kaçırıyor.
Resimler geliyor bu arada hasret gidermek için herkes heyecan içinde bir şeyler soruyor geride kalanları 80 yılın karanlığından çıkarmak için. Burada kahvehanede ki o kin ve nefret afişinin gölgesi bile yok ilişkiler üzerinde, herkes bu oyunun farkında, biz kardeşiz diyoruz ve zamanı geldiği için ayrılıyoruz.
Arabalara doğru ilerlerken torunu koşarak geliyor Mihaliadis’in nefes nefese bir tesbih uzatıyor Adil Amca’ya “-Bu dedemden bize kaldı, bir arkadaşı olarak sizde kalsın istedik” diyor ve hediye ediyor Adil Amca’ya. Yine gözler doluyor bir sessizlik çöküyor ortalığa.
Resimler geliyor bu arada hasret gidermek için herkes heyecan içinde bir şeyler soruyor geride kalanları 80 yılın karanlığından çıkarmak için. Burada kahvehanede ki o kin ve nefret afişinin gölgesi bile yok ilişkiler üzerinde, herkes bu oyunun farkında, biz kardeşiz diyoruz ve zamanı geldiği için ayrılıyoruz.
Arabalara doğru ilerlerken torunu koşarak geliyor Mihaliadis’in nefes nefese bir tesbih uzatıyor Adil Amca’ya “-Bu dedemden bize kaldı, bir arkadaşı olarak sizde kalsın istedik” diyor ve hediye ediyor Adil Amca’ya. Yine gözler doluyor bir sessizlik çöküyor ortalığa.
Kaynak: http://www.lozanmubadilleri.com/haberdetay.asp?ID=2366
Gelibolu Lozan Mubadilleri Derneği.
