DRAMA KÖPRÜSÜ BULUNDU; PEKİ YA DEBRELİ HASAN’IN MEZARI NEREDE?




“Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez,
Soğuktur suları Hasan bir tas içilmez.
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin,
Drama mahpusunda Hasan Kara kedi dinlesin...”

 “Ben mübadilim” deyip de bu türküyü bilmeyen adama DNA testi yaptırmak caiz olsa gerek! Bizim kızancıklar arasında Debreli Hasan türküsü öylesine meşhurdur ki teşbihte hata olmaz, yarı yarıya milli marş bile kabul edilir.

 Peki kimdir Debreli Hasan? Nerede doğmuş, nerede yaşamış, nerede ölmüşür? Gerçekten Debreli midir; yoksa Rumeli Türkçesiyle “söyle be Hasan” manasında “De bre Hasan” diye mi okunmalıdır bu türkü? Bütün bunları bilmiyoruz.

Yakın zamana kadar türküde bahsi geçen ve bizim köşemize ismini veren Drama Köprüsü’nün nerede olduğunu da bilmiyorduk. Ta ki Lozan Mübadiller Vakfı kaynaklı “Drama Köprüsü bulundu” haberini işitinceye kadar...

www.samsunmubadele.org.tr adresinde de yer bulan bu flaş haberden öğreniyoruz ki Drama Köprüsü, meğer tarihi bir su kemeri imiş. Drama'da yaşayan yerel tarihçi olan Drama Küçük Asyalılar Mübadiller Derneği Başkanı Nikos Latsistalis, uzun yıllardır devam eden çalışmalar sonunda, Yunanistan’ın Drama kentine bağlı Nikiforos ve Karyafiton köyleri arasında uzanan tarihi su kemerini keşfetmiş.

Türküden öğreniyoruz ki Drama Köprüsü geçilmeyecek kadar dar imiş. Bu su kemeri de dışarıdan bir köprüye benziyor, ama yalnızca yarım metre genişliğinde... Türkünün ikinci dizesinde sözü geçen “soğuktur suları bir tas içilmez...” şifresi de bir su kemerine işaret ediyor olabilir mi?

Drama Köprüsünün bu su kemeri olabileceğine dair bir kuvvetli iz de köprüye yakın iki köyün eskiden Türkler’in oturduğu mübadil köyleri olması: Nikiforos bundan doksan sene önce Nusratlı idi, Karyafiton ise Kozluköy...

Bu iki köyden gelen mübadillerin torunları büyük ölçüde Samsun’da oturuyorlar şimdi. Dahası türküde Drama Mahpusunda Hasan’ı dinleyecek olan Kara Kedi’nin de sülalesi Samsun’un Aşağıçinik Beldesinde yaşıyor... Dolayısıyla “Drama Köprüsü bulundu” haberi en çok Samsunlu mübadilleri ilgilendiriyor olsa gerek.

Peki kimdi gerçekten bu Dramalı Hasan? Hakkında bildiğimiz çok az şeyden birisi tıpkı İngilizler’in Robin HOOD’u gibi zenginden alıp fakire dağıtan bir eşkiya olduğu... “Yanko Çorbacıdan istediği beş yüz liracıklar” ile fakir gençleri evlendirdiği anlatılan Debreli Hasan, basbayağı bir eşkiya olduğu halde Samsunlu yaşlı mübadiller bir sevgi ifadesi olarak ondan “Hasancık” diye bahsederler. Belli ki Balkan Harbi’yle beraber 1912-1923 arası Rodop Dağları’nda yaşanan otorite boşluğunda Debreli Hasan gibi eşkiyalar haklıyla haksızı ayırma vazifesini üstlenmişler. Kimbilir belki de Yunanlı ve Bulgar askerlerinin mezaliminden Müslüman halkı korumaya çalışmışlar...

Debreli Hasan hakkında bildiğimiz çok az şeyden birisi de Ege Dağları’nın ünlü eşkiyası Çakırcalı Mehmet Efe ile aynı dönemde yaşadığıdır. Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı coğrafyasında yaygın olan “Çakırcalı’dan geçsen Debreli’den geçemezsin...” sözünden çıkartıyoruz bunu. Kısaca “Çakıcı” olarak nam salmış olan Çakırcalı Mehmet Efe, İzmir, Aydın ve Denizli havalisinde hüküm sürmüştür. Halkın sevgisini kazanmış bir efe olan Çakıcı Efe’nin de türküsü, tıpkı Debreli Hasan’ınki gibi meşhurdur:

“İzmir'in kavakları,
dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı... Yar fidan boylu,
Yakarız konakları”

Çakırcalı Mehmet Efe hakkında neredeyse herşeyi biliyoruz: 1872’de İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Türköne (O zamanki adı Ayasurat) köyünde doğmuştur. Babası efelik geleneğinden gelen ve daha sonra Boşnak bir zaptiye tarafından öldürülen Koca Ahmet Efe’dir. 1893’te dağa çıkmıştır. Ömrü boyunca hem zaptiyelerle, hem yöredeki diğer çetelerle defalarca çatışmaya girmiştir. Öldürdüğü çete reisleri arasında halk arasında “Kamalı Efe” olarak nam salan ünlü bir zeybek de vardır. Yörenin zenginlerini yol, köprü ya da çeşme gibi imar işleri yapmaya mecbur ettiği bilinmektedir. Namazında niyazında bir adam olduğu halde adam öldürürken son derece acımasız yöntemler kullanmakta tereddüt etmemiştir. 1910’ların başında bir aralık günü Nazilli Karıncalıdağ’da girdiği bir çatışmada ölmüştür. İlk karısının adı Iraz, ikincisinin Fatma’dır. 1947’ye kadar Nazilli’de bir yol kenarında bulunan mezarı, daha sonra Ödemiş Kayaköyü mezarlığına aktarılmıştır. Hakkında Osmanlı arşivlerinde kayıtlı birçok resmi belge vardır ve yazar Yaşar Kemal, 1950’lerde Cumhuriyet gazetesinde hakkında yaptığı derlemeleri yayınlamıştır. Az sayıda bile olsa fotoğrafları bulunmaktadır.

Peki aynı dönemin iki eşkiyasından birisi hakkında neredeyse herşeyi biliyorken diğeri hakkında neden en küçük bir detay bilmiyoruz?

Ben bunu öncelikle yazılı kültürün yokluğuna bağlıyorum. İzmir ve bölgesinde var olan yazılı kültür geleneği, ne yazık ki Drama – Kavala – Sarışaban bölgesinde hiç yoktu.

Bu durumda tek kaynak sözlü tarih çalışmaları olabilirdi. Belki 1950 ile 2000 yılları arasında Samsun’da bu çalışmalar yapılabilseydi Debreli Hasan hakkında da iyi kötü birşeyler bulabilirdik. - Böyle yazdığım zaman hemşericilik yaptığını sanan eksik akıllılar bana bozuluyorlar, biliyorum - ama bu konuda kabahatin büyüğü, siyaset yapmaktan kültürel araştırma yapmaya vakit bulamayan bazı muhterem büyüklerimizdir. (Siyaset yapmayı becerseler ona da yanmayacağım!)

Her neyse... Türküyü yakanlar sanki Debreli Hasan’ın kayıplara karışacağını bilir gibi:

“Drama köprüsünü Hasan gece mi geçtin,
Ecel şerbetini Hasan ölmeden mi içtin?”

Diye sormuşlar ya... Ben de size sorayım: “Sakın Debreli Hasan mübadele gemilerinin birisiyle Samsun’a gelmiş olmasın? Bugün bir mübadil mezarlığının unutulmuş bir köşesinde uyuyor da acaba biz köyümüze giderken yanı başından geçip gidiyor olmayalım?”

Peki ama nerede? Çinik’te mi, Devgeriş’te mi, Selemelik’te mi, Alaçam’da mı, Tağna’da mı yoksa Demirciköy’de mi?

Bekleyelim bakalım, nasıl olsa bir gün meraklı bir Rum tarihçi, Yunanistan’daki adli kayıtları kurcalayıp bize birşeyler söyler!


Mümin BOZKURT

 


Yazının kaynağı
http://lozanmubadelesi.blogspot.com/

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 24 Mayıs 2010 Pazartesi
0 yorum
kategori: | | edit post

29 Nisan 2010 tarihinde Yunanistan Perea'dan ilçemiz Gelibolu'ya 100 civarında Yunanlı konuk geldi. Konuklarımız ilçemizin yanısıra ilçemize bağlı Galata, Yeniköy, Sütlüce köylerini de gezerek mübadele öncesi atalarının yaşadıkları yerlerde onlardan kalan izleri aradılar. Aşağıda onların bu gezilerinden hatırda kalan anlarının fotoğraflarını ve izlenimlerimizi görecek okuyacaksınız.

http://www.haberler.com/video-haber/iframe/video.asp?id=2031771

Yunanistan'ın Perea kenti belediye başkanı Aleksandris Loannis ve beraberindeki 100 kişi, İskele Meydanı'nda Belediye Başkanı Mustafa Özacar ve Gelibolu Lozan Mubadilleri Derneği Başkanı Erol Okuyucu tarafından çiçeklerle karşılandı.  

Mustafa Özacar ise ''Yıllar önce buradan giden atalarının yaşadıkları yerleri görmeye gelen dostları biz de memnuniyetle kabul ediyoruz. Dostlarımızı ağırlamaktan onur duyuyorum'' dedi.


   
  

Karşılama anından iki fotoğraf karesi



Konuklardan oluşan müzik topluluğu Celal Birsen meydanında Gelibolululara müzik ziyafeti sundular.




Ziyaretin Gelibolu dışındaki ilk durağı Yeniköy oldu. Köy meydanına giren otobüsleri gören köy halkı kısa bir şaşkınlıktan sonra konuklarına sıcak ilgi gösterip çabucak kaynaştılar. Ziyaretin başından sonuna kadar olaya fransız kalan köy muhtarını saymazsak köy halkı konukları ile yakından ilgilendiler, tercümanlar vasıtası ile anlaşmaya çalıştılar. Köyün kadınları konuklarına sıcak ekmek ikram ettiler.


Konuklar atalarının yaşadıkları evlerden birer kiremiti hatıra olarak aldılar. 


Ziyaretin ikinci durağı Fındıklı (Şeytanköy) köyüydü. Köyün muhtarının ve köy halkının ilgisi ve sevgisi görülmeye değerdi. Konukların çoğunun atalarının bu köyde yaşamış olması sebebiyle  konuklar bir anda köyün içerisine dağılarak onlardan izler aramaya başladılar.


Önceden kilise olan köyün camisi konukların ilk ilgi gösterdikleri yer oldu. Eski halini büyük ölçüde muhafaza eden camide bazı konuklar dua ettiler.


Cami çıkışında kendileri için konmuş güllerden alan konuklar memnun ve mutlu şekilde ziyaretlerini sürdürdüler.


İkram ve sohbet zamanı, konuklar köy halkının kendilerine ikram ettikleri yiyecek ve içecekleri memnuniyetle karşıladılar. Köyün kadınları hemcinsleri ile sıcak bir ortam oluşturmakta hiç zorluk çekmediler. Yeniköy muhtarının aksine Fındıklı köyü muhtarının ilgi alaka ve çabası takdir edilecek cinstendi. Köyden memnun bir şekilde ayrılan konuklar Sütlüce köyünde doğru yola çıktılar.


O günün son durak yeri olan Sütlüce'ye gelen konuklar köy içerisine dağılarak köylülerle tanıştılar ve kaynaştılar.


Yunanlı konuklardan Yorgo ve eşi atalarının yaşadığı evi bulabilmek için köylülerden yardım istediler, atalarının kendilerine tarif ettikleri izleri takip ederek köylülerin de yardımıyla aramaya koyuldular.


Köyün içindeki bir su kuyusunu bularak aradıkları eve ulaşmaya çalışan Yorgo ve eşine köyün yaşlılarından bir nine yardımcı oldu ve  hep birlikte ninenin rehberliğinde su kuyusuna doğru yola çıkıldı.

Yarım Türkçe'siyle yaşlı nineyle anlaşmaya çalışan konuğun ve ninenin diyalogları görülmeye değerdi.


Nine önde konuklar arkada su kuyusuna doğru yola çıkıldı.


 Aranan kuyu bulundu. :)

  
Kuyu başında bir hatıra fotoğrafı çektirmeden olmaz.


Aranan ev de bulundu, şimdi bu anı ölümsüzleştirmenin zamanı. Evde yaşayan ve konukları çok sıcak bir şekilde karşılayan aile ile birlikte çok anlamlı bir hatıra fotoğrafı ile haberin birinci bölümünü sonlandırıyoruz. Sonraki kısımda buluşmak üzere. :)

Haber ve yorum: Bahtiyar Ergün  (bahtiyarergun@hotmail.com) 

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 1 Mayıs 2010 Cumartesi
0 yorum
kategori: | | edit post

  

Şapçı Türk Azınlığı Kültür ve Folklor Derneği'nin organizasyonu ile Türkiye'ye İpsala'dan giriş yapan heyeti, Belediye Başkanı Mustafa Özacar, iskele meydanında karşıladı.

Özacar, karşılamada heyete, ''Sizlerin ziyaretinden oldukça mutluluk duydum. Batı Trakya Türk azınlığının kültür ve geleneklerinin

korunması ve bunun gelecek kuşaklara aktarılması için önemli bir görevi üstlenmiş bulunuyorsunuz. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Gelibolu'ya hoş geldiniz'' dedi.

Heyetin rehberliğini yapan dernek genel sekreteri Tuncay Balta da, kendilerine gösterilen sıcak ilgiden dolayı ilgililere teşekkür etti.

Haber kaynağı: gelibolu.org

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 17 Nisan 2010 Cumartesi
0 yorum
kategori: | | edit post



4 Nisan 2010 Pazar Günü Sirkeci Garındayız


4 Nisan'da,
Deliormanlılar, Priştinelilerle buluşuyor;
4 Nisan'da,
Gostivarlılar, Gümülcinelilerle kaynaşıyor;
4 Nisan'da,
Sancaklılar, Bosnalılar el ele veriyor;
4 Nisan'da,
Selaniklilerle, İşkodralılar selamlaşıyor;
4 Nisan'da,
Prizrenliler, Üsküplülerle kucaklaşıyor;

Rumelililer omuz omuza veriyor…
         

Rumelili Hemşerilerimiz,

Binlerce yıllık bir öyküdür göç. Biraz umudun, biraz tedirginliğin, biraz heyecanın ama en çok da hüznün öyküsüdür. İnsanlar doğdukları toprakları ya gördükleri zulüm yüzünden ya da daha iyi bir yaşam umuduyla geride bırakır, yepyeni topraklara doğru yola çıkarlar.

Farklı şartlarda yapılan bu yolculukların simgesiyse trendir. Trenler; garları, vagonları ve düdükleriyle tüm göç, ayrılık ve kavuşma sahnelerinin vazgeçilmez aktörleridir.

Bizler gibi ailesi Rumelinin ve Balkanların dört bir yanından anavatana gelenler için ise daha da önemlidir trenler ve garlar. Yola çıktığımız yerler farklı olsa da vardığımız yer hep aynıydı, Sirkeci Garı. Yeni hayatımızın ilk adımı, ortak tarihimizin ilk sayfasıydı. Yani bir anlamda başlangıcımız, sıfır noktamızdı.

Bizler de bu anlamlı mekanda geçmişimizi selamlamak ve bugünümüzü kutlamak için her yıl bir araya gelmeyi amaçlıyoruz. Geçtiğimiz yıl ilkini yaptığımız "Bir Kofer, Bir Sandık" kutlamamızın ikincisini bu yıl 4 Nisan 2010 Pazar günü Sirkeci Garı'nda gerçekleştireceğiz.

Rumelinin çeşitli köşelerinden göç etmiş olan sizi ve ailenizi, kader birliği yaptığımız Sirkeci Garında birlikte olmaya davet ediyoruz.

Kosova Prizrenliler
Kültür ve Yardımlaşma Derneği
Yönetim Kurulu



BİR KOFER BİR SANDIK

Tarih: 4 NİSAN 2010 PAZAR
Saat : 13.00
Yer   : SİRKECİ TREN GARI

13:00-14:00        AÇILIŞ, FOTOĞRAF SERGİSİ, İKRAM
14:00-14:30        KONUŞMALAR
14:30-15:00        TRENİN GELİŞİ, CANLANDIRMA
15:00-15:20        PLAKET TÖRENİ
15:20-18:00        PROGRAM VE EĞLENCE













Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 29 Mart 2010 Pazartesi
0 yorum
kategori: | | edit post

















ÇANAKKALE MERKEZE GELEN SELANİK MÜBÂDİLLERİ

Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı (Bahar 2007, s.73-89)

 THE TURKISH MIGRANTS SETTLED IN CANAKKALE CAME FROM THESSALONIKI

Cengiz PARLAK
Öğretim Görevlisi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi



ÖZET

Yunan ve Türk Halklarının Mübâdelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol, 30 Ocak 1923’te Lozan Antlaşması içerisin
de Türk ve Yunan devletleri arasında imzalanmıştır. Bu sözleşme ile Anadolu’ya, Yunanistan ana topraklarıyla Ege adalarından Türk mübadil göçmenler getirilmiş ve yerleştirilmiştir. Çanakkale’ye de Selanik ve civarı başta olmak üzere Girit, Limni ve Midilli adalarından mübâdil ve muhacirler getirilip yerleştirildiği görülmektedir. Selanik ve civarından Çanakkale merkeze gelen Türk mübadil göçmenlerin geliş tarihleri, aile sayıları, meslekleri, toplam nüfusları ve bu bölgede yaşadıkları sorunlar, mübadillerin iskân bölgesine geldiklerinde kaydedildikleri defterde görülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Göç, Selanik, Lozan

SUMMARY
The convention concerning the exchange of Greek and Turkish populations was signed at Lausanne on 30 January 1923 between the governments of Greece and Turkey and was included in the peace treaty of Lausanne concluded on January 30, 1923. In accordance with the convention, half a million Turks migrated to Anatolia from Mainland Greece and the Aegean Islands. The Turkish migrants settled in Canakkale came mostly from Thessaloniki, Crete, Lemnos and Lesbos. Their numbers, profession, the date of their arrival and the problems they encountered were recorded on the migration registers.
Key words: migration, Thessaloniki, Lausanne

Giriş
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşını kaybetmesiyle, 1919–1922 yılları arasında Yunanistan Batı Anadolu’yu işgal etmiş ve buralardaki şehir, kasaba ve köylerde Rum nüfusun artması için büyük faaliyetlere girişmişti . Ancak 1922’de yenilen Yunanlılar, oldukça fazla Rum nüfusun Batı Anadolu’dan Yunanistan'a göç etmesini engelleyemedi. Üstelik bu durum Yunanistan’da önemli ölçüde bir iskân sorununun doğmasına yol açtı. Sorunun ortaya çıkmasından sonra Yunanistan’da bulunan Türklere karşı baskılar arttı. Türklerin hukukî hakları Yunan Hükümeti tarafından korunmuyordu.

Diğer taraftan Türk tarafında da sorunlar yaşanmaya başlamıştı. Savaş, Türk halkına büyük zararlar vermişti. Ayrıca Yunanistan’daki Türkler, baskı ve adaletsizlikten kurtarılıp bir an evvel Anadolu topraklarına yerleştirilmeliydi.

Her iki tarafın da sınırları içerisinde başka sorunları olduğu için acilen yapılması gereken, karşılıklı bir anlaşma ile göç sorununu çözmekti. Bunun için, 30 Ocak 1923’te Lozan Antlaşması içerisinde, “Yunan ve Türk Halklarının Mübâdelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol”, E. K. Venizelos, M. İsmet, D. Caclamanos, Dr. Rıza Nur ve Hasan imzalarıyla kabul edildi . Sözleşmenin maddeleri belirlenerek Türkiye’nin isteğiyle mübâdelenin “zorunlu” olması kararlaştırıldı. Bu sözleşmeye göre, Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklular ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyrukluların, 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren başlayarak zorunlu mübâdelesine girişilecekti .

Sözleşmenin imzalanmasından sonra Türk Hükümeti de mübâdelenin iyi şartlar altında gerçekleşmesi ve gelecek Türk mübâdil ve muhacirlerin Anadolu’ya nakledilmeleriyle, burada iskân edilmelerinden üretici duruma geçmelerine kadar olan süreçteki sorunlarıyla ilgilenmek amacıyla Mübâdele İmar ve İskân Vekaleti kurup hakkında kanun çıkarttı .

Mübâdele başladıktan sonra en önemli ve zor aşama mübâdillerin taşınmasıydı. Bu aşama deniz ve kara ulaşımı sayesinde yapılacaktı. Türk Hükümeti deniz yolundan yapılacak olan taşıma işleri için bir ihale açtı. İhaleye Yunan, Ermeni, İtalyan ve Türk vapur birlikleri iştirak etti. İtalyanlar ihaleyi kazandılar. Fakat daha sonra Türk vapurcularının bu işi İtalyanlardan daha ucuza yapabileceklerini belirtmeleri üzerine, ilk ihale iptal edildi ve yeni ihale, Seyr-i Sefain İdaresi ile Türk Vapurcuları Birliği’ne bırakıldı .

Taşıma ücretleri mübâdiller tarafından karşılanacaktı. Fakat fakir olanlardan para alınmaması ve hükümetin bu masrafı üstleneceği belirtildi . Mübâdillerin irkap (yükleme) ve ihraç (indirme) iskeleleriyle vapurlardaki sağlık, yiyecek, giyecek vb. ihtiyaçlarının karşılanması için de, Mübâdele İmar ve İskân Vekaleti tarafından Hilâl-i Ahmer Cemiyetinden yardım istendi. Vekalet ve Hilâl-i Ahmer arasında 6 Mart 1924’te, muhacir ve mübâdillerin ihtiyaçlarının çeşitli irkap ve ihraç iskelelerinde karşılanması için gerekli tedbirler ve teçhizat Hilâl-i Ahmer tarafından sağlanmak üzere bir anlaşma yapıldı. Böylece Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin de mübâdil ve muhacirlerin taşınması ve iskân ettirilmeleri sırasında, resmî mübâdele yetkililerinin ulaşamadığı yerlerde etkin olduğu görülmektedir .
Muhacir ve mübâdillerin taşınması hazırlıkları yapıldıktan sonra, onların Anadolu’da nerelere yerleştirilecekleri, geldikleri yerin iklim, ziraat, sanat ve meslekî kabiliyetlerine göre belirleniyordu . Mübâdele İmar ve İskân Vekili Mustafa Necati Bey de basın aracılığıyla Türk halkını bilgilendiriyordu. Verdiği beyanatlarda, ilk iş olarak iskân bölgelerini tespit etmek için bu işlerden anlayan kişilerden oluşan bir komisyon kurduklarını ve ilk etapta gelecek olan 150 bin kişinin iskân bölgelerini tespit ettiklerini söylüyordu. Yapılan tespite göre, Selânik’ten gelecek olan ve içerisinde çiftçi, ipekçi, bahçıvan ve tüccar bulunan 20 bin kişi, Bursa, Tekirdağ, İstanbul ve Rumeli’ye yerleştirilecekti. Girit ve adalardan gelecek olan 30 bin kişi zeytin bölgelerine, Drama, Kavala ve civarından gelecek olan 100 bin kişi de Anadolu’da tütün yetiştirilen Samsun, İzmir ve Karesi bölgelerine yerleştirilecekti . Mecliste yapılan görüşmeler ve vekâletin çalışmaları sonucunda Türkiye on iskan bölgesine ayrılarak bölgelerin sınırları belirlendi . Buna göre;

Birinci Bölge: Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Amasya, Tokat Çorum
İkinci Bölge: Edirne, Tekfurdağı, Gelibolu, Kırkkilise, Çanakkale.
Üçüncü Bölge: Balıkesir vilâyeti.
Dördüncü Bölge: İzmir, Manisa, Aydın, Menteşe, Afyon.
Beşinci Bölge: Bursa
Altıncı Bölge: İstanbul, Çatalca, Zonguldak.
Yedinci Bölge: İzmit, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya.
Sekizinci Bölge: Antalya, Isparta, Burdur.
Dokuzuncu Bölge: Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Kırşehir.
Onuncu Bölge: Adana, Mersin, Silifke, Kozan, Ayıntab, Maraş.

Yerleşim alanları belirlendikten sonra gelecek olan mübâdillerin sayıları ve geldikleri yerlere göre iskân bölgeleri vekâlet tarafından belirlenerek bir tablo haline getirildi.


Mübadeleye Tabi Olarak Bu Kere Rumilinden Gelecek Müslümanların Miktarı

Memleketleri Tütüncü Çiftçi Bağcı ve Zeytinci Yekun İskân Olunacakları yerler
1 Bir kısım Drama ve ekser Kavala ahalisi 30.000 0 0 30.000 Samsun ve havalisinde iskân edileceklerdir.
2 Serez livası ahalisi 20.000 15.000 5.000 40.000 Adana ve havalisinde iskan edileceklerdir.
3 Kozana, Girebene, Nasliç ve Kesriye havalisi 2.500 15.000 5.000 22.500 Malatya ve havalisinde iskân edileceklerdir.
4 Kayalar, Karaferye, Vodine, katerin, Alasonya, Langaza, Demirhisar, Gevgilinin Yunanistana kalan köyleri, Karacaabat Yenice-i Vardar ve havalisi 3.500 25.000 15.000 43.000 Amasya, Tokat, Sivas ve havalisi
5 Zeytüncü, Drama ve Kavalılarla Selanik havalisi 4.000 20.000 40.000 64.000 Manisa, İzmir, Menteşe, Denizli havalisi
6 Kesendire, Poliroz, sarışaban, Avrethisar, Nevrekop ve havalisi 20.000 55.000 10.000 90.000 Çatalca, Tekfurdağı livaları, ve havalisi Karaman, Niğde, ve havalisi
7 Preveze ve Yanya havalisi 15.000 40.000 --- 55.000 Antalya, Silifke ve havalisi
8Midilli, Girit, ve sair adalar havalisi 0 30.000 20.000 50.000 Ayvalık, Edremit, Mersin ve havalisi
Yekun 95.000 200.000 100.000 395.000

Görüldüğü gibi tabloda Çanakkale’ye gelecek olanların miktarları yer almamaktadır. Bununla beraber Çanakkale’ye Selanik ve civarı başta olmak üzere Girit, Limni ve Midilli adalarından mübâdil ve muhacirler getirilip yerleştirilmiştir . İskân bölgeleri içerisinde ikinci bölgede bulunan Çanakkale’de Rumlardan kalan emvâl-i metruke de bulunmaktaydı. Çanakkale’de Türk Hükümeti herhangi bir mübâdil veya muhacir köyü kurmadığı için gelecek olan mübâdil ve muhacirler bu “emvâl-i metruke”den yararlanacaklardı. Çanakkale bölgesinde firar eden ve kaybolan Rumlardan kalan emvali metruke hakkında Toprak İskân Genel Müdürlüğü’nde 1924 yılına ait bir belgedeki bilgiler şu şekildedir :

“Rum nüfus : Erkek 9.565, Kadın 9.056
Hane : adet: 1.996, toplam değeri: 226.463 lira
Han : adet: 1, toplam değeri: 800 lira
Dükkan : adet: 391, toplam değeri: 34.891 lira
Fırın : adet: 44, toplam değeri: 8.547 lira
Mağaza : adet: 158, toplam değeri: 25.831 lira
Değirmen : adet: 5, toplam değeri: 946 lira
Muhtelif malî : adet: 96, toplam değeri: 9.846 lira
Bağ : adet: 3.574, toplam değeri: 33.938 lira
Arsa : adet: 412, toplam değeri: 28.273 lira
Zeytinlik : adet: 343, toplam değeri: 15.468 lira
Bahçe : adet: 4, toplam değeri: 6.446 lira”

Yine aynı genel müdürlüğe ait 1927 tarihli bir belgeye göre, Çanakkale’de mübâdeleye tabi “emvali metruke”de iskân olunabilecek göçmen hane sayısı 1.739 ve buna karşılıkta göçmen nüfusu 4.856 kişiydi . Çanakkale’deki emval-i metruke’ye, Selanik ve civarından gelen mübâdiller yerleştirilmişlerdi.

Selanik şehri mübâdele esnasında bölgenin en önemli merkezi konumunda olup çevre kaza ve köylerden Türk mübâdillerin toplandığı irkap iskelesi durumundaydı. 1923 sonu ve 1924 yılının ilk aylarında Selanik’te on bini aşkın mübâdil toplanmış durumdaydı. Mübâdillerin Anadolu’ya nakledilmeleri hava şartları nedeniyle gecikmelere uğramaktaydı. Yaşanan gecikmeler, mübâdillerin hem havaların kötü gidişatından etkilenmelerine hem de Yunanistan’ın haksız davranışlarına maruz kalmalarına sebep oluyordu . Türk hükümeti olumsuzlukları gidermeye çalışmış ve mübâdillerin bir an evvel Anadolu topraklarına getirilmeleri için vapurları Selanik iskelesine göndererek mübâdilleri iskan edilecekleri bölgelerine ulaştırmaya başlamıştır.

Ekim 1923’te göreve başlayan Selanik mübâdele heyeti , mübâdillerin göç işlemleri ve taşınmaları konusunda oldukça zorluk çekmiştir . Mayıs 1923’te başlaması planlanan mübâdelenin her iki ülkenin yaşadıkları çeşitli siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle başlayamadığı ve ancak 1923 yılı kasım ayının ortalarında başladığı görülmektedir . Gazete haberlerine göre 1923 Kasım ayı içerisinde Selanik ve Girit’in Hanya şehrinden mübâdillerin gelecekleri bildirilmektedir . 1923 yılının Kasım ayında fiilen taşıma işlemlerinin başlamasıyla büyük miktarda mübâdil yıl sonuna kadar Selanik, Kavala ve Girit irkap iskelelerinden Anadolu’ya getirilmişti . Yine aynı iskelelerden 1924 yılının Ekim ayına kadar özellikle Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında çeşitli miktarlarda mübâdil ve muhacirler Anadolu’nun ihraç iskelelerine getirilmiş ve iskân bölgelerine yerleştirilmiştir .

Çanakkale merkeze Selanik ve civarından gelen mübâdillerin varış tarihleri hakkında Göçmen Esas Defteri’nde iki tarih gösterilmektedir. Kılkış’tan gelen bir mübâdil ailesinin “İskan mahalline geldiği tarih” hanesinde 23 Kanûn-i sânî 1340 (23 Ocak 1924), Yenice-i Vardar mübâdilinin aynı hanesinde 21 Kanûn-i sânî 1340 (21 Ocak 1924) yazmaktadır . Bu iki farklı tarihin nedeni, gelen mübâdil ailelerin değişik kasaba ve köylerden Selanik irkap iskelesine gelmiş olmalarından başka, vapurlarda yeterince yer kalmayınca aynı bölgeye gidecek olan mübâdillerin başka vapurlar ile iskan bölgesine gönderilmesidir. Örneğin Gelibolu’ya Selanik’in Langaza kazasından gelecek olan mübâdillerin iki değişik vapurla ve farklı sayılarda gönderildiği görülmektedir. Gelişleri arasında 10 günlük bir farklılık vardır .

Yukarıdaki iki farklı tarihe rağmen, Çanakkale merkeze gelen Selanik mübâdillerinin varış tarihleri 1924 yılının Ocak ayı olarak görülmektedir. Diğer kasaba ve köylerden gelen mübâdiller için herhangi bir varış tarihi belirtilmemiştir. Gazete ve arşiv belgelerinde de Selanik mübâdillerinin Çanakkale merkeze varmaları hakkında haber ve belge bulunamadığından kesin bir sonuca varılamamaktadır. Göçmen Esas Defteri’ndeki kayıtlar, mübâdillerin nüfusları, aile sayıları, kaçar kişilik ailelerden oluştukları, meslekleri, kendilerine verilen ev, arsa, bağ, bahçe ve tarlalar hakkında sayısal bilgilerle, bazı ailelerin durumları hakkında açıklamalar içermektedir. Çanakkale’ye en fazla ailenin ve nüfusun geldiği yer Yenice-i Vardar’dır. Buradan Çanakkale merkeze 63 aile 253 nüfus gelmiştir. 55 aile ve 220 nüfus ile Florina ikinci sırada yer almaktadır. 11 aile 67 nüfus ile Kılkış, 14 aile 54 nüfus ile Selanik, 4 aile 16 nüfus ile Vodina, 2 aile 4 nüfus ile Kavala, birer aile üçer nüfus ile Drama ve Kayalar, birer aile ikişer nüfus ile de Karacaabat ve Toprak kasabaları Göçmen Esas Defteri’nde yer almaktadır.

En fazla aile ve nüfusa sahip olan Yenice-i Vardar mübâdillerinin arsa ve gayrimenkul alımında da sayıca üstünlükleri görülmektedir. Ayrıca 63 aile içerisinde 44 adet mesleği belirtilmemiş aile reisi olmasına rağmen, 17 rençper, 1 çiftçi ve 1 hoca bulunmaktadır. Ailelerin nüfusları ise, bir kişilik 2 aile, iki kişilik 9 aile, üç kişilik 17 aile, dört kişilik 15 aile, beş kişilik 7 aile, altı kişilik 9 aile, yedi kişilik 2 aile, sekiz kişilik ve on bir kişilik birer aile olarak deftere kaydedilmiştir. Yenice-i Vardar mübâdilleri Çanakkale merkezden, 4 adet bir odalı, 3 adet iki odalı ev ve oda sayısı belirtilmemiş fakat bizim görüşümüze göre tek oda olduğunu düşündüğümüz 53 adet daha ev almışlardır. 63 aile içerisinde sadece 4 aile ev alamamıştır. 3 aile de çift ev sahibi olarak belirtilmiştir . Çanakkale merkezin farklı yerlerinden ve değişik büyüklerde 351 tarla, 63 bağ ve 20 zeytinlik, Yenice-i Vardar mübâdillerine ekip biçmeleri ve üretici duruma geçmeleri için verilmiştir.
55 aile ile ikinci sırayı alan Florina mübâdilleri arasında 34 adet mesleği belirtilmemiş aile reisi vardır. Bunların yanı sıra 8 rençper, 2 çiftçi, 5 tütüncü, 1 memur, 1 çoban, 1 kalburcu, 1 dülger, 1 kunduracı ve bir de aşçı bulunmaktadır. İki kişilik 9 aile, üç kişilik 13 aile, dört kişilik 13 aile, beş kişilik 11 aile, altı kişilik 7 aile ve yedi kişilik 2 aile ile, ailelerin nüfusları kaydedilmiştir. Florina mübâdilleri 1 adet bir odalı, 1 adet iki odalı ve oda sayısı belli olmayan 51 adet ev almışlardır. 1 aile de çift ev almıştır. 3 aile ise hiçbir çeşit hane alamamıştır. Florina mübâdillerine 316 tarla, 51 bağ ve 30 zeytinlik verilmiştir.

67 nüfus ile üçüncü sırada yer alan Kılkış’dan 3 rençper, 2 çiftçi, 2 arabacı, 3 demirci ve bir de mesleği belirtilmemiş 11 aile gelmiştir. Ailelerin nüfusları, iki, üç, dört, yedi ve dokuz kişilik birer aile ile beş, altı ve on kişilik ikişer olarak kayıtlarda görülmektedir. Bu ailelerden 3 tanesi iki odalı, 7 tanesi ise oda sayısı belli olmayan evler almışlardı. Bir aile de ev alamamış görünüyordu. İyi, orta ve aşağı derecelerde 28 tarla, 1 zeytinlik ve 1 bağ Kılkış mübâdillerine dağıtılmıştır.

Selanik merkezden gelenler, 14 aile 54 nüfus ile dördüncü sırada yer almaktadır. Mesleklere göre dağılımlarında, 6 mesleği belirtilmemiş ile hepsinden birer adet olmak üzere rençper, çiftçi, marangoz, kunduracı, tüccar, aşçı, eshab-ı emlak ve kahveci bulunmaktadır. İki ve üç kişilik üçer aile, dört kişilik 4 aile, beş kişilik 2 aile ile altı ve yedi kişilik birer aile deftere kaydedilmiştir. Ailelerden hepsi ev almış görünmektedir. Bunlardan ikisi 2 odalı, biri 3 odalı ve on biri de oda sayısı belli olmayan evler almışlardı. Arazi dağıtımında ise 25 tarla, 3 bağ, 1 zeytinlik ve 2 sebze bahçesi mübâdillere verilmiştir.

Beşinci sırada yer alan Vodina’dan 4 aile 16 nüfus gelmiştir. Aileler rençper, çiftçi ve 2 adet bakkal olarak görünmektedir. Ailelerin nüfusları, iki ve dört kişilik birer aile, beş kişilik 2 aile olarak deftere yazılmıştır. Bir aile 2 odalı, 2 aile de oda sayısı belli olmayan evler almışlardı. Bir aile ise ev alamamıştır. Vodina mübâdillerine sadece 11 adet tarla verilmiş görünüyordu. Bağ ve diğer arazi çeşitleri verilmemişti.

Kavala mübâdilleri 4 nüfus 2 aile olarak Çanakkale’ye gelmişler ve bu ailelerden biri aşçı, diğerinin ise mesleği belirtilmemiştir. Bir aile 1 kişi, diğer aile ise üç kişiden oluşmaktadır. İki ailenin birine 2 odalı diğerine ise 1 odalı ev verilmiştir. Fakat her iki aile de arazi alamamıştır.

Drama’dan ve Kayalar’dan birer aile ve üçer nüfus gelmiştir. Drama’dan gelen aileye 1 ev, Kayalar’dan gelen aileye ise beş odalı 1 ev verilmiştir. Her iki aileye arazi taksimi yapılmamış ve meslekleri de belirtilmemiştir.
Toprak ve Karacaabat’tan birer aile ve ikişer nüfus gelmiştir. Toprak’tan gelenin mesleği semerci olup 2 odalı bir ev ve Karacaabat’tan gelenin ise mesleği belirtilmemiş olup bir ev almıştır. Her iki aile de hiçbir arazi alamamışlardı.
Selanik ve bölgesinden gelen mübâdillerin sayılarla ilgili durumu yukarıda anlatıldığı şekildedir. Toplamda 624 nüfus, 153 aile Selanik mübâdili, Mübâdil Esas Defterine göre Çanakkale merkeze gelmişti. Bu mübâdillere 146 ev, 731 tarla, 118 bağ, 52 zeytinlik ve 1 sebze bahçesi verilmişti. Ailelerden bazıları ev, bazıları ise arazi alamamış olarak görünmektedir .

Mübâdillerin çoğunun beş bölgeden geldiği fark edilmektedir. Yenice-i Vardar, Florina, Kılkış, Selanik merkez ve Vodina. Diğer ailelerin az olarak gelmesi, Çanakkale bölgesinin iklimi, zirai ve ticari faaliyetleri açısından bu bölgelere yakın olmaması ile açıklanabilir. Yine de mübâdiller arasında firar olayları da görülmektedir.

Anadolu genelinde olduğu gibi Çanakkale’ye gelen Selanik mübâdilleri arasında da iskân bölgesini terk edenler olmuştu. Bunlar deftere işlenmiş olup aileler hakkında firar açıklaması yapılmıştır. Gerçekleşen firar olaylarında herhangi bir tarih belirtilmemiş sadece ailenin bilgilerinin yazıldığı sütun ve satırda açıklamalar yapılmıştır.

İlk olarak vereceğimiz firar olayında, 10 kişilik ailesiyle Selanik Kılkış’tan gelen arabacı Faik Osman’ın İzmir’de firarda olduğu görülmektedir. Ailesi içerisinde karısı, annesi, kız kardeşleri, erkek kardeşi ve onların eşleri bulunmaktadır. Kendisinin karısıyla ya da tek başına mı firarda olduğu bilinmemektedir .

Selanik merkezden gelen ve 6 nüfuslu ailesi bulunan Ali oğlu Celil’in kendisinin İzmir’de olduğu belirtilmiştir . Selanik Karacaabat mübâdillerinden İdris oğlu İbrahim ve karısının “Firar” olduğu ve bu aileye sadece hane verildiği defterde görülmektedir . Kunduracı ve Selanik merkez mübâdillerinden Hasan Yusuf oğlu Mehmet, toplam 5 kişilik aile nüfusuyla İzmir’de bulunmaktadır . Selanik Vodina mübâdillerinden Yusuf bin Ömer biraderi ile Çanakkale merkezde iki tarla almış fakat ev alamamıştı. Defterin açıklamalar kısmında “Firar ve mahallî ikâmeti meçhul” şeklinde bir not düşülmüştü . 18 ve 15 yaşlarındaki bu iki kardeşin başka bir şehir veya kasabadaki yakınlarının yanlarına gittikleri düşünülebilir.

Kılkış mübâdillerinden arabacı Hüseyin bin Ahmet toplam üç kişilik ailesiyle (eşi ve oğlu) firar etmiştir. Ancak yerleri belirtilmemiştir . Fakat Toprak mübâdillerinden Ahmet İdris ve eşinin Çanakkale merkezi terk ettikleri ve İstanbul’da oldukları defterde belirtilmiştir .
Yenice-i Vardar’dan gelen rençper Hüseyin Pehlivanoğlu Molla Ahmet, yanında eşi, kızı ve gelini ile Çanakkale merkezde iskân edilip hane, bağ ve tarla almış görünmektedir. Fakat açıklamalar kısmında “İzmir’in Ahmetler nahiyesindeler” şeklinde bir nota ilaveten “Kendisinin firar olmasından yerine gelini Saffet Hanım geçmiştir” diye bir not daha düşülmüştür . Bu durumda, Molla Ahmet ya tek başına ya da karısı ve kızı ile İzmir’in Ahmetler nahiyesine gitmişti. Her iki durumda da yerine gelini malları almış olarak geçmiştir.

Lotu Hüseyin oğlu Mehmet eşi ve iki oğlu ile Florina’dan Çanakkale merkeze gelmiş fakat oğullarından birinin firarda olduğu açıklamalarda belirtilmişti . Yenice-i Vardar’dan gelen Hasan Köle oğlu Ramazan eşi ve oğlu ile firardadır . Florina mübâdillerinden Seyit oğlu İsmail’in eşi ile İzmir’e kaçtıkları belirtilmiştir . Hiçbir mal almayan Florina mübâdillerinden Süleyman kerimesi Gülistan’ın, toplam üç kişilik ailesiyle İzmir’de firarda oldukları açıklanmıştır .

Hane, bağ, zeytinlik ve tarla alan Yenice-i Vardar mübâdillerinden Kerim oğlu Hasan oğlu Arif ve toplam yedi kişilik ailesi İzmir’in Ahmetler nahiyesine firar etmişlerdir . Nereye firar ettikleri belli olmayan mübâdiller arasında Florinalı Karanfil oğlu Ramazan ve eşi de bulunmaktadır . Yine Florina mübâdillerinden Halim oğlu Hayrettin eşi, iki oğlu ve kızı ile Çanakkale’ye gelmiş fakat eşi firar etmiştir. Nereye gittiği de tam olarak bilinmemektedir . Florina mübâdillerinden olan bir başka ailede de, Çoban Bekir oğlu Ali’nin karısı İzmir’e firar etmiştir . Florinalı bir başka mübâdil aile ise, ailecek firar etmişlerdir. Nereye gittikleri belli değildir . Eşi Bergama’ya kaçan Yaşar oğlu Süleyman Florina mübâdillerinden bir başkasıdır . Ayrıca Yaşar oğlu Süleyman’ın kardeşi olduğu görülen Yaşar oğlu Hasan’ın eşi de Bergama’ya kaçmıştır . Florina mübâdillerinden Halim oğlu Kamil’in oğlunun İzmir’e firar ettiği defterde belirtilmiştir .

Yukarıda açıkladığımız toplam 20 firar olayında, aileler içerisinden birey olarak kaçanların olduğu gibi, ailecek iskân yerlerini terk edenlerde bulunmaktadır. İskân müdürlüğü bu gibi firar olaylarını da deftere işleyerek mübâdil ailelerin nüfusları ve durumlarını kontrol altına almayı düşünmüştür. Çünkü boşalan ev ve arazilerin, herhangi bir taşınır mal alamamış diğer mübâdil veya muhacirlere verilmesi durumu ortaya çıkmıştı. Mübâdiller hakkında bilgiler ne kadar iyi tutulur ise, isteklere o derece yeterli cevaplar verilebilmektedir.

Selanik mübâdillerinden olan Mürşide Hanım, geldiği yerdeki metrukatına karşılık verilen mallardan başka Çanakkale-Küçükkuyu’dan da zeytinlik talep etmektedir. Bundan dolayı Çanakkale İskân Müdürlüğü, İskân Müdüriyeti Umumiyesine başvurarak zeytinlik verilip verilemeyeceğini sormuş ve “uygun” cevabını almıştır . Her mübâdil bu uygun cevabını alamıyordu. Bazı iskân mıntıkalarında yeterince tarla, bağ veya işlenecek arazi olmadığı neden gösterilerek, ek talepte bulunan mübâdil veya muhacirlere olumlu cevap verilmiyordu. Fakat buna rağmen geldiği yerde evi ve arazisi olan her mübâdile karşılığı olan ev ve arazi dağıtımı yapılıyordu.

Sonuç olarak Çanakkale merkeze gelmiş olan Selanik mübâdillerinin yeterli derecede mal edindikleri görülmektedir. Ancak geldikleri yerde düzenli bir hayat içerisinde olduklarından dolayı, onlar açısından yeni topraklarına alışmak zor bir durumdur. Bu sebeple aldıkları topraklar yeterli gelse de, önceki topraklarından aldıkları verimi alamadıklarını, yeni topraklarının kendileri için verimsiz olduklarını düşünmektedirler. Mübadiller ve muhacirler, yeni geldikleri yerleri ilk başlarda sevmeyebilir ve buralardan firar edebilirler. Selanik ve civarından mübadele kapsamında Çanakkale merkeze gelen mübadiller arasında da firar olayları olmasına rağmen, mübadillerin çoğu, yavaş yavaş yeni hayatlarına uyum sağlamışlardır.

Kaynakça

Arşiv Kaynakları

1.Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ( B.C.A.)

Toprak İskân Genel Müdürlüğü (T.İ.G.M):Fon Kodu: 272..0.0.0
2. Çanakkale Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü Arşivi
Göçmen Esas Defteri, 1927 Yılı Mübadil Göçmenlere Ait Fihrist.

Resmi Yayınlar
Düstur
3. tertip, c.V, İstanbul 1931.
T.B.M.M. Zabıt Cerideleri
Devre: II, İçtima: I, c.III, Ankara 1968.
Devre: II, İçtima: II, c. VII/I, Ankara 1968.
Devre: II, İçtima: II, c. IX, Ankara 1975.
Devre: II, İçtima: II, c. X, Ankara 1975.
Süreli Yayınlar
Gazeteler
Ahenk (İzmir)
Hakimiyet-i Milliye (Ankara)
İleri (İstanbul)
Sada-yı Hak (İzmir)
Tanin (İstanbul)

Dergi
Ayın Tarihi

Makaleler
ARI, Kemal, “Mübadele Göçmenlerini Türkiye’ye Taşıma Sorunu ve İzmir Göçmenleri(1923–1924)”, Ç.T.T.A.D, I / 1, İzmir 1991, s. 13–46.
BARKAN, Ömer L., “Harp Sonu Tarımsal Reform Hareketleri”, Türkiye’de Toprak Meselesi, Toplu Eserler I, İstanbul 1980, s. 23-105.
ÇANLI, Mehmet, “Yunanistan’daki Türklerin Anadolu’ya Nakledilmesi II”, Tarih ve Toplum, Sayı: 130, İstanbul 1994, s.51–59.
ÇAPA, Mesut, “Lozan’da Öngörülen Türk Ahâli Mübâdelesinin Uygulanmasında Türkiye Kızılay (Hilâl-i Ahmer) Cemiyeti’nin Katkıları”, Atatürk Yolu, Yıl:1 Sayı:2, Ankara 1988, s. 241–256.
ORHONLU, Cengiz “Yunan İşgalinin Meydana Getirdiği Göç ve Yunanlıların Yaptıkları Tehcirin Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler", Belleten, XXXVII / 148, Ankara 1973, s. 485–495.

Kitaplar
ADIYEKE, Ayşe N., Yunanistan Sınırları İçinde Müslüman Cemaat Örgütlenmeleri: Cemaat-ı İslamiyeler 1913–1998, Stratejik Araştırma ve Etüdler Milli Komitesi Yayınları, Ankara 2001.
ARAR, İsmail, Hükümet Programları (1920–1965), İstanbul 1968.
ARI, Kemal, Büyük Mübadele Türkiye’ye Zorunlu Göç(1923–1925), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1995.
BAYAR, Celâl, Ben de Yazdım Milli Mücadeleye Giriş, c.V, İstanbul 1967.
CENGİZKAN, Ali, Mübadele Konut ve Yerleşimleri, Arkadaş Yayıncılık, Ankara 2004.
İskân-ı Teâvün Cemiyeti Umûmî Kongre Mübâdele Encümeni Mazbatası, İzmir 1339.
KEYDER, Çağlar, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, İletişim yayınları, İstanbul 1993.
Lozan Barış Konferansı, Tutanaklar Belgeler, c. II, Takım: 2, Çev. Seha L. Meray, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay., Ankara 1973.
SOYSAL, İsmail, Tarihçeleri ve Açıklamalarıyla Birlikte Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları C.I (1920–1945), T.T.K, Ankara 1983.
SVORONOS, N. J., Yunanistan Nüfusu ve Yunanistan Nüfus Sayımları, Çev. M. Galip, Ankara 1935.



Haberin alındığı kaynak:
http://www.samsunmubadele.org.tr/haberdetay.asp?id=2915 

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 18 Şubat 2010 Perşembe

















LMV Genel sekreteri Sefer GÜVENÇ bugün ikinci katarakt ameliyatını da yaptırmak üzere hastaneye yatacaktır. 


Kendisine Gelibolu Lozan Mübadilleri Derneği olarak acil şifalar diliyoruz.

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on
0 yorum
kategori: | | edit post



Vievska grupa-zaliubih mamo tri momi


Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 8 Şubat 2010 Pazartesi
0 yorum
kategori: | | edit post

Bu millet bunları gördü kızım...



Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 1 Şubat 2010 Pazartesi

Ege’nin iki kıyısından farklı lezzetler

Yirminci asrın başında yaşanan zorunlu göçten sonra ülkemize gelen ailelerin mutfak lezzetleri, ‘Mübadil Mutfağından Seçmeler’ adı altında tanıtıldı




Geçen hafta, güzel düzenlenmiş, anlamlı bir yemek davetindeydim. Metro Group ve Lozan Mübadilleri Derneği tarafından düzenlenen, Mübadil Mutfağından seçmeler adlı yemeklerin tanıtımı Gülhan Kara’nın yemek atölyesinde medyadan ve yeme içme dünyasından tanınmış kişilerin katılımıyla gerçekleşti. Gecenin konuşmacısı ise, Ege mutfağının gönüllü tanıtım elçisi, sohbeti hoş, gazeteci Nedim Atilla idi.
Önce,1912-1922 yılları arasında Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan “Mübadele” adıyla anılan tarihsel olayın sosyal etkilerini anlattı. Arapça bir kelime olan “Mübadele”nin esas anlamı: Değiş-Tokuş... “Mübadil” ise bu değiş tokuşun yaşandığı topraklardan koparılıp, denizin karşı kıyısındaki ülkeye gönderilenler.

Nedim Atilla, “mübadele” olayının aslında “zorunlu göç” olarak değerlendirilmesi gerektiğini, 2 milyona yakın insanın doğdukları yurtlarından kopartılması olduğunu söyledi. Nedim Atilla, “Mübadele konusu, Lozan barış konferansında ele alınarak bir sonuca bağlandı. Sonuçta sözleşme imzalandı ve Anadolu’da (İstanbul hariç) yerleşik Rumlarla, Yunanistan’da (Batı Trakya hariç) yaşayan Müslümanların mübadelesi gerçekleşti” dedi.

GİRİT MUTFAĞI ÇOK ZENGİN

Bugün, Ege’de adalardan, özellikle Girit’ten gelmiş ailelerin mutfakları lezzetlidir. Girit mutfağı beğenilir. Zeytinyağının bol kullanıldığı, her tür yeşil otun, deniz ürünlerinin ve taze sebzelerin ağırlıkta olduğu bir mutfaktır. Davet akşamı, zevkle dekore edilen masamız, ısırgan, kazayağı, ebegümeci, gelinalı, şevket-i bostan gibi İzmir’den taze getirilmiş otların salataları ile donatılmıştı. Ot salatası deyip geçmeyin. Alt tarafı haşlayıp, zeytinyağı, limon katacaksınız sanmayın.

Taze toplanmış otlardan salata yapmak beceri ister. Ne kadar haşlayacaksınız, kıvamını bilmeniz gerekir. Salataları hazırlayan, yemeklerimizi gözümüzün önünde pişiren Huriye Bakay İzmir’den Alsancak’ta “Mutfak Girit” adlı ufak restoranın sahibesi. Ve mükemmel bir aşçı. Eli çabuk, maharetli ve lezzetli.
O akşam Huriye Hanım’ın hemen yanımızda hazırladığı ve tadına baktığımız yemekler: Kabak pabucaki, çiporta, kuzu etli şevket-i bostan, yoğurtlu et, otlu börek. Hepsi birbirinden lezzetli... Hele yemeğin sonunda masaya gelen “Lor Kurabiye”sini yemeyenlere anlatmak zor olacak. Yumuşacık, ağızda dağılıveren, mis kokulu, lezzet küpü. Sohbet ve lezzetle geçen gecemizin sonunda, Huriye Hanım’a “ellerine sağlık” temennilerimizi ilettik. Tadı damağımızda kalan “Mübadil yemekleri” için ev sahiplerimize teşekkür ettik. Tadına baktığım ve çok beğendiğim “Lor Kurabiyesi” ile Huriye Hanım’dan aldığım bir Girit yemeği tarifini sizler için yazıyorum.

LOR KURABİYESİ
>> 1.5 su bardağı toz şeker
>> 3 çorba kaşığı sıvı yağ >> 100 gr tereyağ >> 2 yumurta >> 250 gr tuzsuz yağlı lor peyniri >> 1 tatlı kaşığı karbonat >> Aldığı kadar un

Yumurtalardan birinin akını üzeri için ayırıp, diğer malzemeyi derince bir kapta karıştırarak ele yapışmayan kıvamda bir hamur olana kadar yoğurun. Hamurdan ceviz büyüklüğünde toplar yapın. Topların bir tarafını önce ayırdığınız yumurta akına sonra toz şekere batırın, tepsiye dizin. Önceden ısıtılmış 180 C fırında pembeleşene kadar pişirin.

PIRASALI PİLAV

>> 2 su bardağı pirinç >> 3 su bardağı sıcak su >> Yarım kilo pırasa >> 50 gr tereyağ >> Tuz
>> 1 çorba kaşığı kuru nane
>> Yarım çay kaşığı beyaz biber

Pirinci yıkayıp 20 dakika kadar suda bekletin. Pırasaları ince doğrayın. Geniş tabanlı bir tencerede tereyağında kavurun. Pirinci yıkayın, süzün pırasalara ekleyin. Tuz, biberi katın. 2-3 kez karıştırın. 3 bardak sıcak suyu ilave edip 5 dakika harlı, daha sonra kısık ateşte pişirin. Suyunu çekince naneyi serpip. Pilavı demlenmeye bırakın.

BOHÇA BÖREĞİ

Malzemeler:
>> 3 adet yufka >> 3 adet yumurta
>> 1 su bardağı sıvı yağ >> 1/2 kg ıspanak yaprakları >> 100 gr beyaz peynir >> Tuz >> 2 yemek kaşığı susam
>> 1 çay kaşığı kırmızı pul biber

Yapılışı:
Ispanak yapraklarını yıkayıp ince kıyın. Üzerine çok az tuz serperek ovun. Peyniri ezip ıspanaklara ilave ederek harç yapın. Yumurta ve sıvı yağı boza kıvamına gelinceye kadar çırpın. Yufkanın birini tezgaha yayın. Üzerine yumurtalı karışımdan sürün. Üç katı üst üste harçla sıvayın. Yirmiye yirmi santimetre kareler halinde kesin. Ortalarına ıspanaklı harçtan koyup bohça şeklinde kapatın. Yağlanmış fırın tepsiye dizin. Üzerine biraz yumurtalı karışımdan sürerek susam serpin. 180 derecedeki ısıtılmış fırında pembeleşinceye kadar pişirin. Servis tabağına alarak servise sunun. Afiyet olsun...

Sevim GÖKYILDIZ
13 Ocak 2010 Çarşamba

Haberin ilgili bağlantısı:

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/haberdetay.aspx?haberid=430258

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 19 Ocak 2010 Salı

Turkish Journal gazetesi yazarı sayın Işıl Öz'ün bir mübadil torunu olan ve halen Selanik mübadilleri üzerine doktora yapan sayın Gökçe Bayındır Goularas ile yapmış olduğu röportaj metnini aşağıda yayınlıyoruz. İyi okumalar.


“Şarkılar mübadiller için kültürel bir miras”

20. yüzyılın en büyük göç hareketlerinden biri olan mübadele, yıllarca sadece bir kaç satır ile anlatılmış. Konuşulmamış, tartışılmamış, farklı mübadil gruplarının kültürlerine, geleneklerine önem verilmemiş. Bir mübadil torunu olan Gökçe Bayındır Goularas, bu göçün ve yol açtığı sosyo-ekonomik-kültürel değişikliklerin derin, detaylı, tarafsız bir şekilde araştırılması ve tarih anlatımında hak ettiği yeri bulmasından yana olmuş ve de konuyu derinlemesine araştırmaya başlamış. Kendisi ile Turkish Journal için görüştük… Özellikle, mübadil ve mübadele şarkılarının genel özellikleri, bu şarkıların yeniden değer kazanması ve Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinde müziğin etkisi konularında merak ettiklerimi sordum…



Gökçe Bayındır Goularas, 1979’da İstanbul’da doğmuş. 1998’de Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuş. Lisans eğitimini siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler üzerine yapmış. Daha sonra yüksek lisansını Sorbonne ve Assas Üniversiteleri’nde Siyaset Bilimi ve Jeopolitika alanlarında yapmış. Paris’te Akdeniz ülkeleri ekonomik işbirliği konusunda çalışan bir sivil toplum kuruluşunda araştırma görevlisi ve bilimsel komite koordinatörü olarak çalışmış. Sonra işten ayrılıp, yine Sorbonne Üniversitesi’nde Prof. Georges Prevelakis yönetiminde doktora çalışmalarına başladığını öğreniyorum. Halen Selanik mübadilleri üzerine doktora yapıyor.



Çalışma alanlarını merak ettiğimde… Nüfus mübadelesi, Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı ve İstanbul Rumları, Marmara Bölgesi’nde yaşayan farklı göçmen grupların analizi, Türk-Yunan ekonomik ilişkileri, Türkiye ve Yunanistan arasındaki turizm faaliyetleri, göç sosyolojisi, kültür analizleri, Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki politik, sosyal ve ekonomik ilişkiler, Avrupa-Akdeniz Birliği gibi konular üzerinde çalıştığını söyledi ve ekledi: “Yunanistan’da mübadele ve mübadiller konusunda çok sayıda araştırma var. Umut ediyorum ki önümüzdeki yıllarda biz de geçmişimize daha çok sahip çıkar, bu konuda araştırmalarımızı çoğaltırız.”

2008’de İstanbul’a geri dönüş yapan ve Yunan vatandaşı Dionysis Goularas ile evlenen Gökçe Bayındır Goularas, eşi ile müzik-göç ilişkisi üzerine beraber çalışmalar da yapıyor.

İlk olarak, “Araştırmalarınız süresince hangi vakıflardan bilgi aldınız? Bire bir konunun uzmanı kişiler ile de iletişime geçme şansınız oldu mu?” diye sordum…

“Araştırmalarımın birinci kaynağını Lozan Mübadilleri Vakfı (LMV) oluşturdu. LMV, Türkiye’de mübadele ve mübadiller konusunda çalışan ilk vakıf. Her ne kadar kuruluşu çok geç bir tarihe rastlasa da (2000) kısa sürede oldukça önemli çalışmalar yapmış bir vakıf. LMV yetkilileri bana bu konuda en gerçek bilgileri veren kişilerdir. Konunun uzmanları; çünkü birebir mübadillerle çalışıyorlar” dedi.

Savaş sonrasında düşmanlıklara son verme gerekçesiyle alınan mübadele kararı, sizce ne tür sonuçlara yol açtı?

Mübadele son derece acı bir olay. Birkaç devlet adamı karar veriyor, yüz binlerce insanın kaderi değişiyor. Yüzyıllarca aynı topraklar üzerinde yaşamış insanlar bir anda sadece din farklılığından dolayı onlara uygun görülen vatanlara gönderiliyor. Bu insanların fikrini soran yok. Tabii başka bir bakış açısıyla yaklaştığımızda mübadelenin yıllarca süren savaşlar sonunda alınmış bir karar olduğunu söylemek de yanlış olmaz. 1923’e kadar savaşlar nedeniyle zaten binlerce, yüz binlerce insan göç etmiş. Bu göçler belki “zorunlu” olarak adlandırılmamıştır ama insanın canı ve malı tehlikedeyse zaten zorunlu oluyor bir yerden bir yere göç etmesi. İşte mübadele, bu göçlere hukuki boyut kazandıran bir karar. Mübadele olmasaydı dönemin şartlarında kaç kişi göç etmez, doğduğu topraklarda kalırdı bilemiyorum.
Bu büyük zorunlu göçün sayısız ekonomik, sosyal ve kültürel sonucu var. Ancak bence sosyolojik boyutu da çok önemli mübadelenin. Göç edenler öncelikle bildikleri, tanıdıkları ve alıştıkları düzeni bırakmış oldular, bir taraftan da hiç bilmedikleri “anavatan” a ayak uydurmak için yıllarca uğraştılar. Yerli halk tarafından her zaman iyi karşılanmadılar. Farklı gelenek, görenekleri, bazen farklı dilleri ya da aksanları onları toplumun diğer gruplarından ayırdı. İşte bu toplumda gerek ekonomik gerekse sosyal yer edinme telaşında mübadil kimliklerini, kültürlerini bir kenara bırakmak zorunda kaldılar. Kanımca mübadelenin en önemli sonuçlarından biri de işte bu zengin kültürlerin uğradığı kayıptır.

Türkiye’de mübadele tarih kitaplarında yer almıyor sanıyorum, yanılıyor muyum? Sizce neden?

Mübadele, Lozan Barış Konferansı'nda alınan kararlardan biri. Ancak aynı konferansta alınan diğer kararlar, dönemin şartlarına göre daha önemli görülmüş olabilir. Çünkü bu kararlar Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini belirleyen, uluslararası alanda bağımsızlığını ve sınırlarını belirleyen kararlar. Bu denli önemli konuların yanında birkaç yüz bin insanın yer değiştirmesi ikinci planda kalmış olabilir. Tabii aynı zamanda bu zorunlu göç, normal olarak görülmüş de olabilir.

Tarih kitaplarının aksine edebiyatta mübadele ile ilgili birçok esere rastlanıyor artık, bu mübadillerin kendi kimliklerinin peşine düştüğünü mü gösteriyor?

Mübadelenin üzerinden 86 yıl geçti. Bu 86 yılda da birçok şey değişti. Eskiden farklı olmak herkes tarafından iyi karşılanmıyordu. Homojen toplum, ideal toplumdu. Günümüzde kültürel farklılıkların dile getirilmesi daha kolay ve bu farklılıklar da ilgi çekiyor. Yani artık, nereden geldiğimizi söylemek normal bir şey oldu. “Kimiz” araştırmaları yoğunlaştı. Yeni kuşaklar geçmişlerini araştırmaya, sahip çıkmaya başladılar. Yazar Ahmet Yorumaz’in dediği gibi, “Birinci kuşak yeni yerine alışmaya çalışır, ikinci kuşak kazanmaya bakar, üçüncüsü ise köklerini aramaya çıkar.”

Ortak kültür mirasını koruma konusunda müzik anahtar bir öğe sanıyorum, ne dersiniz?

Bildiğiniz gibi mübadele ile yeni vatanlara doğru yolculuğa çıkan mübadillerin bir kısmı hiç bir şey getiremeden topraklarından ayrıldılar, bir kısmı ise bu yolculukta yanlarında bir kaç parça eşyalarını getirebildiler. Bir vatandan diğer vatana yolculuk eden bu eşyalar, zaman içinde kayboldu, kırıldı ya da halen aile bireyleri tarafından saklanmakta. Ancak sosyo-ekonomik statüsü ne olursa olsun, tüm mübadiller aynı zamanda beraberlerinde kültürlerini ve anılarını de getirdiler. Mübadil hafızaları belki de mübadil valizlerinin en değerli parçalarını oluşturmaktaydı. Türkçeden farklı bir dil, farklı aksanlar, farklı yemek kültürleri ve müzik kültürleri mübadil hafızalarında yolculuk eden bu soyut eşyalara örnek olarak sayılabilir. Yerleşilen yeni yerlerdeki şartlara ve topluma gerek sosyal gerek ekonomik uyum sağlama kaygılarının şiddetine bağlı olarak kimi kültür öğeleri unutuldu, kimileri ise kuşaktan kuşağa aktarılabildi. İşte şarkılar, belki de bu aktarılan öğelerin en başında geliyor.

“Şarkılar bir toplumun ya da topluluğun yansıması”

Şarkılar, eski ve geleneksel değerler ile günümüz arasında güçlü bir bağ oluşturuyor. Şarkılar geçmişin bugüne kalıntıları. Aynı bağlamda mübadiller ve mübadil çocukları için bazen bir şarkı veya şarkının sadece bir sözü, geçmişe açılan bir kapı oluşturuyor, bazen onları doğdukları topraklara götürüyor, bazen o topraklarda yitirilen bir aile ferdini anımsatıyor. Her şarkının anlamı ve hissettirdiği duygular farklı da olsa şarkılar mübadiller için kültürel bir miras olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenledir ki kuşaklararası aktarımda en belirgin öğelerden biri müzik.

Bu durum mübadeleye tabi tutulan her iki ülke halki için de geçerli mi?

Evet, geçerli.

Şarkıların mübadillerin yaşamlarıyla ve de mübadele ile doğrudan bağlantısı olduğunu söylemek dogru olur mu?

Yanlış olmaz, ancak burada bir açıklama yapma gerekliliği hissediyorum: bahsettiğimiz şarkıların hepsi mübadele acısını ya da vatan özlemini konu alan şarkılar değil. Bir tarafta karşımıza mübadele acısını, üzerinde doğulan toprakların hasretini, kısacası zorunlu göçü ve duygusal etkilerini anlatan şarkılar çıkıyor. Diğer taraftan, mübadil şarkıları diyebileceğimiz, aşk, kadının güzelliği, ayrılık, evlilik gibi farklı temalara sahip şarkıları ikinci bir grupta toplamak mümkün. Kimileri çok bilinen, kimileri ise sadece belirli mübadil grupları tarafından bilinen şarkılardan oluşan bu grup şarkıların mübadele ya da sonuçları ile bağlantısı dolaylı da olsa mübadiller için zorunlu terk edilmiş topraklarla aralarında görünmez bağları oluşturuyorlar.

Bu ayrımın dışında, bu mübadele ve mübadil şarkılarını etki ettikleri çoğrafi bölge ve döneme göre ayırmak mümkün mü?

Evet, mümkün. Ben araştırma yaparken, mübadele ve mübadil şarkılarını, bölgesel şarkılar, ortak şarkılar, İzmir ve Rebetiko şarkıları ve mübadele sonrası şarkılar diye dört ayrı gruba ayırdım.

Bölgesel veya geleneksel olarak adlandırabileceğimiz şarkılardan kısaca bahsedebilir misiniz?

Bölgesel veya geleneksel olarak adlandırabileceğimiz şarkılar kısıtlı bir coğrafi bölgede ortaya çıkmış ve genelde yalnızca bu bölge halkı tarafından bilinen, söylenen şarkılardır. Bu tür şarkıların bölgeyle, köy yaşamı ve gelenekleriyle, komşulukla ve güncel hayatla ilişkisi diğer gruplardaki şarkılara oranla daha belirgindir. Genel olarak bu tür şarkılar mübadele öncesi yazılmış ve söylenmiştir, bu nedenle nadiren mübadele, özlem ve göç acısı konularını içerir. Ancak mübadele üzerine yazılmışları da vardır. Bölgesel şarkılarda ön plana çıkan temalar biri de evliliktir. Kız verme, kız alma, düğün, nişan, konulu birçok bölgesel şarkı mevcuttur.
Mesela, Gurbete Gidiyorsun isimli bir Girit türküsü var. Bu türkü Giritli mübadiller tarafından Yunanca söylenmektedir:

Kimin evine gurbete gidiyorsun
Evin temelleri de ağlıyor
Kız kardeşlerin de ağlıyor
Minicik kızlar gibi

Gelinimiz pek tatlıdır
Ama doğrusu damadımız da
Köyümüzde ondan iyi
Delikanlı yoktur

Bir örnek daha verelim. Aslı Makedonca (ya da Slavca) olan istemediği biri ile evlendirilen bir kadının türküsü var:

Ezandan ezana sıkıntılıyım
Yabancılar geldi beni almaya
Kandırdılar beni çıkardılar dağlara
A deli bekçi al tüfeğini
Kaçalım dağlara doğru
Geniş ovalara yüksek dağlara

Bu şarkılar LMV tarafından derlenmiştir. Bu şarkıların bir kısmı, bölgesel olmaktan çıkıp daha geniş bir dinleyici kitlesine yayılmıştır. Örneğin Samiyotissa, yani Sisamlı kız, ya da Kanarini mou gliko yani Tatlı kanaryam hemen hemen tüm mübadillerin bildiği bir parçadır.

Ortak şarkılar?

Ege’nin her iki yakasında da söylenen, diğer bir deyişle hem Türk hem de Yunan halklarının bildiği, dinlediği ya da söylediği şarkıları ortak şarkılar olarak adlandırabiliriz. Bu tür şarkıların güfte ve besteleri de iki halkın ortak yapımı olabilir, kökenleri Türk, Yunan, Ermeni, Yahudi ya da anonim olabilir. Sonuç olarak bu şarkılara yüzyıllarca aynı topraklar üzerinde yaşamış farklı dinden ve dilden insanların ortak eserleri demek kanımca yanlış olmaz.

Bu şarkıların ana teması nedir?

Ana temayı aşk oluşturur. Bu şarkılar bence mübadele şarkıları değildir, ancak göç acısını anlatanlarına da rastlamak mümkündür. Ortak şarkılar Ege’nin bir kıyısından diğer kıyısına yolculuk etmiş, değişikliğe uğramış ve farklı müzisyenler tarafından farklı yorumlanmış şarkılardır.

Bu şarkıların ortak kimlikleri biliniyor mu?

Aslında çok fazla bilinmez ya da önemsenmez. Bu şarkılar Türkiye’de Türkçe söylenir ve Türk şarkıları olarak bilinir. Birçoğu Türk Sanat Müziği eserlerindendir. Aynı şarkılar Yunanistan’da Yunan şarkıları olmuştur, Yunanca söylenirler. Ancak Türkiye’nin aksine Yunanistan’da bu şarkıların bazılarının kimi sözleri halen Türkçe söylenmektedir. Yunanca ve Türkçe sözler nadiren aynı anlamı taşırlar.

Bu şarkılara örnek verebilir misiniz?

Tabii ki… Telgrafın telleri, Darıldın mı gülüm bana, Gemilerde talim var, Küçük yaşta aldım sazı elime, İndim havuz başına, Ödemiş kavakları, Bir dalda iki kiraz gibi şarkılar sayılabilir.

Ortak şarkılar, sadece belirli bir bölgede tanınan ve söylenen şarkılar mı?

Hayır değiller. Kırsal kesimde de kentlerde de bilinenleri var. Günümüzde halen çalınıp söyleniyor, en çok ilgiyi de orta yaş ve üstü dinleyicilerden görürler.

İzmir ve Rebetiko şarkıları?

Mübadele acısını, zorunlu terk edilen yerlere duyulan hasreti, özetle zorunlu göçten kaynaklanan duyguları anlatan şarkılara en iyi örnekleri İzmir ve Rebetiko şarkılarda görüyoruz. O halde bu grubu giren şarkılara mübadele şarkıları demek de yanlış olmaz. Ancak burada bahsettiğim Rebetiko şarkıları 1922-1932 yılları arasında yazılmış olan 1. dönem Rebetiko şarkılarının bir kısmıdır. Birinci dönem Rebetiko şarkılarında ana temalarını göç acısı, sefalet, aşk, kadın, özellikle de İzmirli kadınların güzelliği, nostalji, terk edilen yerlerin güzelliği ve sık sık esrar oluşturur. Bu şarkıların bir kısmı da aynı zamanda mübadil şarkıları ve mübadil şarkılardır.

Neden?

Çünkü, Küçük Asya’dan, özellikle de İzmir’den Yunanistan’a gitmişlerdir.
İzmir şarkıları olarak adlandırdığımız şarkılar, mübadele öncesi çok kültürlü bir dokuya sahip olan İzmir’de birçok müzik akımının etkisinde kalmış şarkılardır. Özellikle batı müziğinden ve dönemin opera akımlarından etkilenmişler. Terk edilen yerlerin güzelliği ve eski vatana hasret İzmir şarkılarının da ana temalarındandır. Ancak bu şarkılarda bazen geri dönme umuduna da yer verilmiş.

Mübadele sonrası şarkılar?

Bu şarkılar tam olarak mübadil şarkıları değildir. Daha çok mübadele acısını ve eski vatana duyulan özlemi anlatan şarkılardır. Çoğunda Türk ve Yunan halkının geçmişte kardeşçe yaşadığı belirtilmektedir. Genelde 1970 yılı sonrası yazılmış ve bestelenmiş olan bu şarkıların örnekleri Yunanistan’da daha çoktur. Ancak bu gruba mübadeleden yıllar sonra Yunanistan’a gitmek zorunda kalan İstanbul Rumlarının şarkılarını da dahil etmek yanlış olmaz. Çünkü dediğimiz gibi tema hasret ve acıdır. Bir örnek verelim: Maria Rita Epik, Thalassa adlı şarkısında şöyle der:

Geçmiş in kiliseleri bize
Camiler size seslenir
Ninemin bağları sana üzüm
Tarlan bana tütün verir
Zeytin sakız gibi iç içeyken
Bir karayelle savrulduk
Sonunda ölülerimiz ve biz
Bu şarkıda buluştuk.

Georges Dalaras’in seslendirdiği Dostluk Şarkısı (orijinal adıyla Mes tou Vosporou) yine bu grup şarkılara bir örnek olabilir. Bu şarkıda da yine halkların kardeşliği vurgulanmaktadır.

Ben Türk’üm, sen Rum
Ben de halkım sen de halksın
Senin inancın İsa, benim ki Allah
Ama ikimiz de düşen ah ile vah
Biraz sevgi ve biraz şarapla,
Sen de sarhoş olursun ben de
Al iç tasımdan
Can dostum ve kardeşim

Bu şarkıların yeniden değer kazanması için yapılan çalışmalar nelerdir?

Bu şarkıların yeniden değer kazanması bir yandan her iki ülkedeki mübadil vakıf ve derneklerinin bir yandan da şarkıcı ve müzisyenlerin aracılıyı ile olmuş. Dernekler ve vakıflar, müzisyen ve şarkıcılardan farklı olarak bölgesel, geleneksel şarkıların yeniden derlenmesi amacı ile de çalışıyorlar. Ancak bu grup şarkılar ticari getirisi yok denecek kadar az olduğundan sanatçılar tarafından gereken önemi görememişler.

Lozan Mübadilleri Vakfı’nın yaptığı çalışmalar dikkate değer, değil mi?

Tabii ki. zaten vakfın kuruluş amaçlarının başında mübadillerin; kültür, sanat, folklorik değerlerini korumak, yaşatmak var. Türk mübadillerin bölgesel ve geleneksel şarkıları ile ilgili en detaylı çalışma şu ana kadar LMV tarafından yapılmıştır. LMV farklı mübadil gruplarıyla sözlü tarih çalışmaları gerçekleştirmiş ve bu çalışmaların sonunda Belleklerdeki güzellik: Mübadele türküleri adlı bir kitap ve mübadillerin kendilerinin seslendirdiği kısa şarkılardan oluşan bir cd hazırlanmıştır. Bu kitapta mübadil türküleri söylenildiği dillere göre ayrılmış: bu diller Makedonca, Yunanca, Türkçe, Pomakça ve Ulahçadır. LMV’nın mübadil türküleri derleme çalışmaları devam ediyor.

“LMV mübadil bestekarlarla ilgili araştırmalar da yapıyor”

Müzik alanındaki diğer önemli etkinlik ise Lozan Mübadilleri Derneği tarafından 2005 yılında kurulan Mübadil korosudur. Bu koro, mübadil çocuk ve torunlarından oluşmaktadır, ayrıca halen birinci kuşak Yanya mübadili de koronun en önemli elemanıdır. Koronun birçok repertuarı var ancak bunlardan en önemlileri Rumeli şarkıları repertuarı, mübadil türküleri repertuarı ve ortak şarkılar repertuarıdır. Koro ortak şarkıları Türkçe ve Yunanca söylüyor. 2005’ten bu yana Türkiye’nin farklı şehirlerinde ondan fazla, Yunanistan’da ise iki konser vermiş. Koro çalışmalarına devam ediyor.

Bu tür girişimler Yunanistan’da da var mı?

Evet, Yunanistan’da da mevcut. Atina’daki Küçük Asya Araştırmaları Merkezi mübadil şarkılarını arşivlemekte, birinci kuşak mübadillerin kayıtlarına sahip. Bu merkezde aynı zamanda Küçük Asya müzik aletlerinin koleksiyonu bulunuyor. Merkez geleneksel şarkılarla ilgili birçok çalışma yayımlamış. Bu merkezin dışında Yunanistan’ın birçok şehrinde mübadil dernekleri mübadele ve mübadil şarkıları üzerine çalışıyor. Bu derneklerin korolarında da ortak şarkılar ve geleneksel şarkılar repertuarı oluşturuyor.

“Rebetiko müziği Türkiye’de 1980 öncesi neredeyse hiç bilinmeyen bir müzik dalıdır”

Şarkıcı ve müzisyenlerin çalışmalarına değinmek ister misiniz?

Son yıllarda mübadil şarkılarına verilen önem şarkıcı ve müzisyenler için de arttı. Şarkıcı ve müzisyenler ortak şarkıları tekrar yorumlayarak Türk müzik kültürüne katkıda bulunuyorlar. Ortak şarkıları hem Yunanca hem de Türkçe seslendirmişler. Böylece yıllardır Türk şarkıları olarak bildiğimiz şarkılar ortak kültür mirasına dönüşmüş. Candan Erçetin, Buzuki Orhan Osman, Melahat Gürses, Cihat Aşkın, Yeni Türkü ve tabiî ki en başta Muammer Ketencoğlu bu alanda çalışma yapan sanatçılardandır. Yunanistan’da bu tür çalışmalar Türkiye’den daha önce başlamış. En önemli şarkıcılardan biri Stelio Kazancidis, İstanbul ve Anadolu şarkılarını yorumlamış, tamamı Türkçe olan cdleri de mevcut. Haris Alexiou, Glykeria ve Georges Dalaras da bu müziklere emeği geçen önemli sanatçılardandır.

Rebetiko müziği ise Türkiye’de 1980 öncesi neredeyse hiç bilinmeyen bir müzik dalıdır. Rebetiko’yu Türkiye’ye Muammer Ketencoğlu tanıtmış. Günümüzde sayıları durmadan artan rebetiko cdleri ve konserlerine rağmen bu müziğin dinleyici kitlesi halen kısıtlı.

Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinde müziğin etkisini nasıl yorumlarsınız?

Ortak şarkıların çoğu son yıllarda Yunanistan’da ve Türkiye’de yeniden gündeme gelmiş. Kanımca şarkılara tekrar değer kazandırılması, 1999’dan bu yana gerek Helsinki zirvesi gerekse her iki ülkede de yaşanan deprem felaketindeki ertesinde başlayan, son dönem Türk-Yunan yakınlaşmasının müzik alanında verdiği meyvelerdir. Yeniden yorumlanan bu şarkılar bir yandan genç kuşakların da ilgisini çekmiş; diğer yandan da iki halkın ortak kültür mozaiğinin parçaları olduğunun hatırlanmasına yaramıştır. Gördüğümüz gibi şarkılar mübadiller ile doğdukları topraklar arasındaki görünmez bağlar. Mübadele şarkıları, mübadil şarkıları, ortak, bölgesel ya da Rebetiko şarkıları aralarındaki tematik ve müzikal anlamdaki farklılıklara rağmen aslında Türk ve Yunan halkları arasında da görünmez bağ oluşturan şarkılar.

“Onlar, yüzyıllarca aynı topraklar üzerinde yaşamış halkların günümüze kalan deyişleri. Mübadele ile yok olan çok kültürlülüğün belki de son temsilcileri”

Müziğin halkları yakınlaştırıcı etkisini savunabiliriz. Tarihi yeniden yorumlamada ortak noktalar ve paylaşılan duygular bize yol gösterebilir. Bu iyimser görüşle, müzik sadece cdlerden dinlenerek değil, aynı zamanda müziğe bağlı birçok faaliyet ile örneğin ortak konser organizasyonları, ortak müzik konulu konferans ve seminerler, müzik ile ilgili ortak yürütülebilecek araştırmalar karşılıklı anlayışı geliştirebilir ve birleştirici bir etki sağlayabilir. Ortak müzik kültürümüzün hatırlanmasının ve yeniden değer kazanmasının iki ülke halkı yakınlaşmasında önemli bir etken olacağı kanısındayım.

Ünlü udi Nikos Saragoudas’in da dediği gibi, “Türk ve Yunan halklarını ayıran sınırlar, aynı şarkılarla duygulanmamıza engel olamaz. Dilimiz, dinimiz, soyumuz farklı olabilir. Ama aynı coğrafyanın insanlarıyız, aynı duyguları paylaşıyoruz.” Ya da şöyle de diyebiliriz: Dedemin en sevdiği şarkının Yunan arkadaşlarımın dedelerinin de en sevdiği şarkı olması sizce de bir yakınlık duygusu uyandırmıyor mu?

Peki, mübadele sonrası mübadil müziklerinde değişim var mı?

Mübadil müziklerinde değişim var ve yok aynı zamanda. Bu bahsettiğimiz mübadil gruplarına ve farklı müzik türlerine göre değişiyor. Örneğin bölgesel şarkıların birçoğu zamanında kaydedilemediği için unutulmuş ya da unutulmaya yüz tutmuş. Eski geleneklerin günümüzde devam ettirilmediği şehir yaşantısında düğün şarkıları da bir kenara bırakılmış. Diğer bir taraftan birçok mübadil köyünde, özellikle düğünlerde geleneksel şarkılar önemini koruyor. Örneğin Dramalı mübadiller düğünlerine Drama şarkılarını icra edebilecek müzisyenler çağırırlar, ki bunların çoğu da mübadil Çingenelerdir. Bu düğünlerde mutlaka söylenmesi gereken birçok şarkı vardır.

Ancak mübadil müziğindeki en önemli değişim Yunanistan’da yaşanmış. Rebetiko şarkılarının çoğu değişime uğramış, bu müzik dalında kullanılan enstrümanlar bile değişmiş. Bu müzik, zamanla mübadil müziği kimliğini kaybetmiş, yeni kimlikler kazanmış.

“Mutlu göç yoktur” derler, hüzünlü bakış açısı şarkılara yansımış demek doğru olur mu?

Daha önce de belirttiğim gibi mübadil ve mübadele şarkıları illa da mübadele ve göç acısını konu almazlar. Bence hüzünlü bakış açısı şarkılara yansımış dediğimizde bunu en net olarak Rebetiko ve İzmir şarkılarında görürüz. Tabii bir de şarkıların hissettirdikleri var. Melodisi neşeli de olsa, sözleri göç ile ilgili olmasa da bir mübadile ya da mübadil çocuğuna hissettirdikleri hüzünlü olabilir. Çünkü bu şarkılar artık var olmayan bir köyle, bir evle, bir hayatla ilişkilidir.

Araştırmalarınızı kitap olarak yayımlayacak mısınız?

Doktora tezimi sunduktan sonra tabii ki Türkçe yayımlamak istiyorum. Tezimden sonra da mübadele ve mübadiller üzerine araştırmalarıma devam edecegim.

26 Aralık 2009
Işıl Öz (Turkish Journal)

Röportajla ilgili bağlantı:

http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=5970&title=%E2%80%9C%C5%9Eark%C4%B1lar-m%C3%BCbadiller-i%C3%A7in-k%C3%BClt%C3%BCrel-bir-miras%E2%80%9D

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on
1 yorum
kategori: | | edit post




Samsun Derneğimizin Samsun-Alaçam'da İl Özel İdaresi tarafından restore edilen eski bir konağın mübadele müzesi olarak kullanabilmek amacıyla kendilerine tahsis için başvuruda bulunmuştur. Yürütülen çalışmalar son aşamaya gelmiştir. Valilik makamı ve il özel idaresi Samsun derneğimizin bu önerisine olumlu yaklaşmaktadır. Tüm bu olumlu gelişmelerde çok önemli rol oynayan Samsun Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü'ne Gelibolu Lozan Mübadilleri Derneği'nce gönderilen teşekkür mektubu aşağıdadır. Tüm dernek üyelerimize ve kamuoyuna duyurulur.





SAMSUN VALİLİĞİ'NE
(İl Özel İdare Müdürlüğü)


Samsun Mübadele ve Balkan Kültürü Araştırma Derneği'ne Alaçam ilçesinde kurulması öngörülen mübadele müzesi projesi için;

- Kuruluş aşamasında bilgi, belge, materyal düzeyinde,
- İşletme aşamasında, tanıtım, duyuru, kamuoyunu haberdar etme, turistik seyhatleri teşvik etme düzeyinde,

Her türlü desteği vermeye hazırız. Söz konusu projenin gerçekleştirilmesini gönülden destekliyor, başta sayın valimiz olmak üzere Samsun ilimizde bu projenin geliştirilmesi için katkı sağlayan tüm kamu idarecilerine üyelerimiz ve Türkiye'deki tüm Lozan Mübadilleri adına şimdiden şükranlarımızı sunuyoruz. 06.01.2010

Erol OKUYUCU

Gelibolu Lozan Mübadilleri Derneği Başkanı

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on 17 Ocak 2010 Pazar
0 yorum
kategori: | | edit post




Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sayın Sefer Güvenç Lozan Mübadil derneklerine, 30 Ocak 2010 "Savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenleri anma etkinliği" konulu bir duyuru gönderdi. Duyuru metni aşağıdadır.

Derneklerimizin değerli yöneticileri,

Öncelikle yeni yılda sağlık, mutluluk ve başarılı çalışmalarınızın devamını diliyoruz.
Kuruluşlarımız açısından geride bıraktığımız yılın en önemli gelişmelerden birisi hiç kuşkusuz Türkiye'de faaliyet gösteren Mübadil Kuruluşları İşbirliği, İletişin ve Dayanışma Platformu'nun oluşturulmasıdır.

İstanbul, Samsun, Tuzla ve B.Çekmece derneklerimizin Mübadele'nin 87 nci yıldönümünde platform oluşumuna katılan kuruluşlarımızın ortak bir etkinlik yapmaları yönünde önerileri oldu.
Derneklerimizin önerisi: 30 Ocak 2010 günü " Savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenleri anma etkinliği".

LMV olarak 2000 yılından bu yana her yıl 30 Ocak'larda bir araya geliyor ve bir etkinlik düzenliyoruz. 2003 yılında ise savaşlarda ve göç yollarında yaşamını yitirenler anısına denize çiçek bırakmıştık. Bu etkinliğimiz gerek mübadillerden gerek kamuoyundan ve gerekse basından çok olumlu tepkiler almıştı.

Bu yıl da benzer bir etkinliği deniz kıyısı olan yerleşim yerlerinde kurulu derneklerimiz koordineli bir şekilde gerçekleştirebilir. Üyelerimizin ve yöremizde yaşayan mübadillerin katılımı ile yapılacak olan böylesi kitlesel bir etkinliğe basın ve kamuoyu duyarsız kalmayacaktır.

Etkinlik sırasında basın ve kamuoyuna mübadele sürecini özetleyen Platform adına ortak bir basın açıklaması yapılması ve denize çiçek bırakılması düşünülüyor.
Etkinlik tarihi ve saati: 30 Ocak 2010 Cumartesi saat 13.30
Etkinliği Samsun derneğimiz Samsun iskelesinde, Tuzla derneğimiz Tuzla Tahaffuzhanesi iskelesinde B. Çekmece derneğimiz Mimarsinan (Kalikratya) iskelesinde gerçekleştirmeyi düşünmektedirler.

Denize kıyısı olan yerleşim yerlerinde kurulu Mudanya, Gelibolu, Kuşadası, Fethiye; Sarıyer derneklerimiz de böyle bir etkinlik düşünebilirler. Denize kıyısı olmayan yerleşim yerlerindeki derneklerimiz ise denize kıyısı olan yakındaki derneğimizin etkinliğine katılabilirler. Mübadillerin trenle geldikleri yerleşim yerlerinde ise böyle bir etkinlik tren garlarında düzenlenebilir.

Görüş ve önerilerinizi bekler çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Saygılarımızla.

Sefer Güvenç

LOZAN MÜBADİLLERİ VAKFI GENEL SEKRETERİ

Devamını Oku
Gönderen gelibolu lozan mubadilleri derneği on
0 yorum
kategori: | | edit post

İzleyiciler

Ziyaretçi İstatistik

Site Sayacı